<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nerden Bileceksin?</title>
	<atom:link href="http://www.nerdenbileceksin.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nerdenbileceksin.com</link>
	<description>nerdenbileceksin.com herşey konuşulur!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 Mar 2012 16:20:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Sosyal Medya ve Bedava Reklam</title>
		<link>http://www.nerdenbileceksin.com/sosyal-medya-ve-bedava-reklam/</link>
		<comments>http://www.nerdenbileceksin.com/sosyal-medya-ve-bedava-reklam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2012 16:20:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nerdenbileceksin.com/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[Ey sosyal medya! Sen nasıl bir ortamsın. Medya ve sosyallik, ikisi bir araya gelince gerçekten çok çekici olmuyor mu? İşte bedava reklamın şifreleri çözülmeye başlanıyor. Çekicilik. Aslında temeldeki bedava reklamcılık çekicilikten geçmiyor. Bedava reklamın aslına bir göz gezdirelim. Açıklanacak olan konular sanırım tahmin ettiğiniz gibi değil. Yazıyı okumaya başlayanlarda oluşacak önyargı, kendi reklamını sosyal medya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ey <span style="color: #ff0000;"><strong>sosyal medya</strong>!</span> Sen nasıl bir ortamsın. <span style="color: #ff0000;"><strong>Medya ve sosyallik</strong></span>, ikisi bir araya gelince gerçekten çok çekici olmuyor mu? İşte<span style="color: #ff0000;"><strong> bedava reklamın</strong></span> şifreleri çözülmeye başlanıyor. Çekicilik. Aslında temeldeki <span style="color: #ff0000;"><strong>bedava reklamcılık</strong></span> çekicilikten geçmiyor. <span style="color: #ff0000;"><strong>Bedava reklamın</strong></span> aslına bir göz gezdirelim.</p>
<p>Açıklanacak olan konular sanırım tahmin ettiğiniz gibi değil. Yazıyı okumaya başlayanlarda oluşacak önyargı, kendi reklamını<span style="color: #ff0000;"><strong> sosyal medya</strong></span> da bedava nasıl yapacağı. Ancak açıklanacak olan konu tam tersi, sosyal medyanın bizi kullanarak nasıl bedava reklam yaptığı. Hem de nasıl reklam. Eğer sosyal medya siteleri insanların karşılıksız bedava yaptıkları reklam için para ödemeye kalksa idi şu anda hepsi mali açıdan diplerde olurlardı. Dünyanın en büyük reklamını bedava yaptırıyorlar. Birkaç örnekle bunun gerçek olduğunu kanıtlayalım.</p>
<p>İnsanlara reklamı ulaştırmanın en etkili ve kolay yolu medya, medya içinde de televizyon. Sanırım buna kimsenin itirazı olmaz. Hangi TV dizisinde hiç para almadan bir içecek markasının adının zikredildiğini ve ya web ortamındaki herhangi bir uzantısına programın altında link verildiğini gördünüz? Görmediniz. Bu verdiğimiz örneği herhangi bir ürün için çoğullayabilirsiniz. Hiçbir ürünün bedava reklamı yapılmıyor. Ancak bu <span style="color: #ff0000;"><strong>sosyal medyanın</strong></span> TV de programı var yahu. Ve bu sosyal medya dediğimiz konu da ağırlıkla “iki” site arasında geçen bir olgu. Kişisel blog siteleri günümüzde insanların direk aklına gelen sosyal medya ortamları değil. Blog yapıları internet yaygın kullanılmaya başladığı tarihlerden beri mevcut ve bu kişisel blogların reklamları şimdiye kadar medya da hiç bedava reklam edilmedi. Nedir bu “iki” sitenin sırrı. Neden dünyanın parası tutacak reklamları insanlar bedava yapıyor. Aslında olay tamamen bu sitelerin insan psikolojisindeki etkileri, tabi arksındaki çok büyük güçleri ve desteğe burada girmeyeceğiz. Ayrıca insanların ilk aklına gelecek sebepte kendi reklamlarını da bu siteler üzerinden bedava yapabilmeleri ve kendilerini anlatabildiklerini sanmaları.<br />
Şimdi gelelim en temel sebebe. Bu sebep bütün insanların kurtulmak zorunda olduğu ve bu siteler vasıtası ile kangrenleşmeye başlayan bir olgu ve adı da EGO , BEN merkezcilik. İnsanın egosu ortalarda dolaşmaya başladı mı her şeyi görmezden gelmeye başlayabilir. Aslında kendini kaybeder, yani özünde ne olduğunu unutur. Bireysel açıdan baktığımızda insanlar sosyal medya sitelerinde bir şeyler karalayarak “kendi” lerinin çok zeki, pratik zekâlı, üstün insan olduklarını kanıtlamak ister ve takipçileri arttıkça egoları hızla tavan yapar. Bu işi paraya çevirenlerde yok değil. Yani aslında insanlar “kendi” üstün özelliklerini insanlarla paylaşarak itibar kazanmaya çalışırlar. Ego şişirme yöntemi ve bu kullanılarak yine ve yine bir ton para verilecek reklam insanlar üzerinden bedava yapılıyor. Kurumsal açıdan baktığımızda ise bütün TV programlarının bu “iki” sosyal medya üzerinden oluşumları var. İnsanların egoları üzerinden çok hızlı adeta bir virüs gibi yayılan bu siteler TV programlarının da dikkatinden kaçamaz. Milyonlarca insanla bir anda iletişime geçme imkânı. Vay be ne büyük yenilik. Ya hu bu sosyal medya var olmazdan önce herkes web sitesi yapabiliyordu. Madem insanlar ile iletişime bu kadar değer veriyordun, yapaydın bir web sitesi ana sayfada bir duvara insanların paylaşımlarını yapabileceği bir alan. Aklıma geldikçe üzülüyorum insanların bu haline, insanlar kendilerini bu bağımlılıktan sıyırmalı, bir sürü bedava blog oluşturulabilecek yapı oluştu yapsanıza bunların reklamını. İnsanların ortak paylaşımı ile gelişen ortamların reklamını. Mesela bu siteninde altında çalışan WordPress uygulaması. Bu “iki” sosyal medya sitesinden de çok değerli bir gelişme bence. Neyse tam olarak ne anlatmak istediğimi aktarabildiğimi düşünmüyorum ancak kesinlikle bu konu hakkında çok üzgünüm. TV programları reklamını yaptığını iletişime geçtiğini zannediyor ancak aslında sosyal medya öncesi ve sonrasında hiçbir farkları yok.</p>
<p>Yapmayın artık bu<span style="color: #ff0000;"><strong> bedava reklamı</strong></span>. Emeğinize yazık. Ya da illa kullanmak istiyorsanız yapın basit bir web duvarı, sizinle iletişime geçmek isteyenler zaten oradan size rahatlıkla ulaşacaklardır. Ya da herkes her şeyin reklamını her yerde bedava yapsın. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nerdenbileceksin.com/sosyal-medya-ve-bedava-reklam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmed Hulusi Sözlük Tanımım.</title>
		<link>http://www.nerdenbileceksin.com/ahmed-hulusi-sozluk-tanimim/</link>
		<comments>http://www.nerdenbileceksin.com/ahmed-hulusi-sozluk-tanimim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 20:50:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nerdenbileceksin.com/?p=179</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıdaki yazıyı bir internet sözlüğüne entry olarak eklemiştim. Burayada eklemek istiyorum. Kitaplarını okuduktan sonra; nedir, necidir, nerden gelmiştir, insanı hangi idolojiye sürüklemek istiyor, kimin adamı, parayı nerden buluyor gibi insanların aklına gelebilecek olan soruları kolaylıkla önemsizleştirebilen üstad. Eserlerini okumaya başladığımda içimde biriktirdiğim fakat karşılığını bulamadığım benzer düşüncelerin çok daha üstününü kendisinde buldum. Okudum, okudum, sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşağıdaki yazıyı bir internet sözlüğüne entry olarak eklemiştim. Burayada eklemek istiyorum.</p>
<p>Kitaplarını okuduktan sonra; nedir, necidir, nerden gelmiştir, insanı hangi idolojiye sürüklemek istiyor, kimin adamı, parayı nerden buluyor gibi insanların aklına gelebilecek olan soruları kolaylıkla önemsizleştirebilen üstad.</p>
<p>Eserlerini okumaya başladığımda içimde biriktirdiğim fakat karşılığını bulamadığım benzer düşüncelerin çok daha üstününü kendisinde buldum. Okudum, okudum, sonra İmamı Gazali okudum sonra İbrahim Hakkı Erzurumi okudum sonra Abdulkerim El Cili okudum Kuran-ı Kerim meal okudum, hadis okudum bir sürü şey okudum ve hepsinin aynı şeyi söylediğine hafzamız aldığınca kanaat getirdim.</p>
<p>Ufkumu açtı, vizyonumu genişletti, Dua ve Zikir eserindeki tavsiyelerle beni zikre alıştırdı, namaz&#8217;ın ehemmiyetini bünyeme işledi.</p>
<p>Aslında bana yaşattığı faydaları yazmaya kalksak çok kalabalık olur, ama bizdeki tesiri kuvvetli oldu. Etrafımdaki insanlar dahi bu olumlu değişimin farkına varabiliyor.</p>
<p>Nefsinizi ayaklar altına alabilirseniz çok şey öğrenebilirsiniz, sadece Ahmed Hulusi&#8217;den değil alimlerimiz kıymetli. Nefs ayaklar altında olursa bilgi size çok hızlı bir şekilde gelecektir.</p>
<p>Değerlendirebilme kabilyetiniz arttıkça seviyenizinde yükselebildiğini göreceksiniz. Önemli olan özünüzdeki kuvveleri kendinizde açığa çıkarabilmeniz.</p>
<p>Vesselam, gıybet etmeyelim, en az kendisi kadar bilgi sahibi olmadığımız konularda karşımızdakini eleştirmekten kaçınalım. Ama en önemlisi gıybet. Dikkat edelim. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nerdenbileceksin.com/ahmed-hulusi-sozluk-tanimim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sarımak ve Soğan Zararlıymış !!</title>
		<link>http://www.nerdenbileceksin.com/sarimak-ve-sogan-zararliymis/</link>
		<comments>http://www.nerdenbileceksin.com/sarimak-ve-sogan-zararliymis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 15:16:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nerdenbileceksin.com/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[Sarımsak ! Sarımsak – Bir beyin zehri. Günümüzde hızla küreselleşen beslenme eğilimlerine rağmen, insanların neleri nasıl yediklerini, genellikle yaşadıkları çevrelerin ve toplumların şartlanmaları belirler. Bu şarlanmalara beslenme adetleri veya alışkanlıkları da denir. Bu alışkanlıklar çoğu zaman birbirinden o derece farklıdır ki, bir toplumda iştahla yenen birşey, bir başka toplumdan gelen kişilerin midesini kaldırabilir. Örneğin, ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sarımsak ! 	 </p>
<p>Sarımsak – Bir beyin zehri. Günümüzde hızla küreselleşen beslenme eğilimlerine rağmen, insanların neleri<br />
nasıl yediklerini, genellikle yaşadıkları çevrelerin ve toplumların şartlanmaları belirler. Bu şarlanmalara beslenme adetleri veya alışkanlıkları da denir. Bu alışkanlıklar çoğu zaman birbirinden o derece farklıdır ki,<br />
bir toplumda iştahla yenen birşey, bir başka toplumdan gelen kişilerin midesini kaldırabilir.</p>
<p>Örneğin, ne Uzak Asya’daki kurutulmuşu yenen su ürünlerinin kokusu, ne de İskandinav ülkelerindeki<br />
tereyağında kızartılan salyangozlar Anadolu’da yaşayanlar için pek iştah açıcı ya da özenilecek<br />
yiyecekler değillerdir. Bunun yanısıra, yetiştiği toplum içerisinde de çoğunluğa uymayan bazı<br />
yeme alışkanlıklarımız veya yememe alışkanlıklarımız vardır. Örneğin bazılarımız,<br />
çocukluğumuzdan beri soğan ve sarımsak gibi birkaç yiyeceği hoş<br />
karşılamaz, hatta elimizden geldiğince onlardan uzak dururuz&#8230;</p>
<p>Hazreti Muhammed aleyhisselâmın yaşadığı devirde ve ortamda, bugün bizlerin sofralarında yeralan yiyeceklerden büyük bölümü yoktu. İşlenmiş gıdalar biryana, domates, patates gibi günümüzde<br />
yaygın tüketilen doğal ürünler dahi henüz Asya ve Avrupa kıtalarına girmemişti.</p>
<p>Bununla birlikte, Hazreti Muhammed (aleyhisselâm)’ın hadislerinde, beslenme konusuna son derece büyük önem verdiğini görmekteyiz. İçeceğimiz suyun öneminden, anne sütünün, zeytin, üzüm, hurma, incir gibi<br />
sağlığa son derece faydalı meyvelerin, zeytinyağının, balın, reyhan, zencefil gibi baharatların<br />
tüketilmesinin faydalarına, bunlar yanısıra, alkol gibi uyuşturuculardan, domuz etinden ve<br />
aşırı yemekten uzak durulmasına kadar beslenme konusunda işaret ettiği gerçekler<br />
yüzyıllar boyunca inananlara yol gösterici olmuştur</p>
<p>Bilimsel araştırmalar sayesinde günümüzde ortaya çıkan tespitler, ondört yüzyıl önceden Rasûlullah aleyhisselâm tarafından işaret edilen gerçeklere “iman” ederek yaşamış olabilmenin<br />
kıymetini bir kez daha ortaya koymaktadır.</p>
<p>Bu yazıda sizlerle, soğan ve sarımsak hakkındaki Rasûlullah (aleyhisselâm)’ın öğütleriyle birlikte, geçtiğimiz haftalarda yerli basında da yeralan soğan ve sarımsağın toksik etkileriyle ilgili bilimsel bulgu<br />
ve açıklamaları paylaşacağım.</p>
<p>Bazı kişiler, hadislerde işaret edilen soğan ve sarımsaktan uzak durmayı, sosyal yönüyle ele almakla yetinse de, konunun biyolojik yönü ve dolayısıyla beyinle ilgili ve hatta maneviyata uzanan etkileri gözardı edilemeyecek boyutlardadır.</p>
<p>Buharî ve Ebu Davûd’da yeralan bir hadiste Cabir (radıyallahu anh)’dan nakledilen hadiste ;<br />
Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ buyurmuştur ki: “Kim sarımsak veya soğan yerse<br />
bizden uzak dursun −veya mescidimizden uzak dursun− evinde otursun.”</p>
<p>Diğer birkaç hadiste bildirilir ki:<br />
“Bazen Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a içerisinde yeşil sebzeler bulunan tencere getirilirdi<br />
de onda koku bulur ve (ne olduğunu) sorardı. Kendisine sebze nevinden ne olduğu bildirilince,<br />
tencereyi, beraberindeki arkadaşlarından birini göstererek ona vermelerini söylerdi.<br />
Aleyhissalatu vesselam, onun yemekten çekindiğini görünce: “Sen bana bakma, ye!<br />
Zira ben senin gibi değilim, senin konuşmadığın (meleklerle) konuşuyorum” derdi.”</p>
<p>Hazreti Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Biz çiğ olarak sarımsak yemekten yasaklandık.”</p>
<p>Ömer bin Hattab’dan (radıyallahu anh): “Ben mescidde, Rasûlullah’ı soğan ve sarımsak kokusunu aldığı bir kimseyi, mescidden çıkarılmasını emrederken gördüm. Bu adam, Bâki kabristanlığına kadar mescidden uzaklaştırılmıştı.” (Müslim)</p>
<p>“Sarmısak, soğan, pırasa ve turp yiyen, mescidimize yaklaşmasın. Çünkü insanların rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.” (Taberanî)</p>
<p>Halk arasında sarımsak bazen tansiyon düşürücüdür, bazen uyku verici, bazen de her derde devâ.<br />
Oysa, uyku halinin sarımsağa karşı vücudun alerjik bir reaksiyonundan kaynaklanabileceği yönünde<br />
bulgular olduğu gibi, içerdiği &#8216;sulfonhydroxyl&#8217; denen maddenin öldürücü zehir olduğu yönünde bilimsel açıklamalar var. Sarımsak birçok beyin hücresinin ölümüne neden olmaktadır ve böylece sağ ve sol beyin arasındaki senkronizasyon dengesini bozmaktadır. Beynin tepki verme hızını birkaç kat yavaşlatmaktadır.</p>
<p>Eskiden gangster ve askerler, silahlarını ateşlemeden önce mermilerine sarımsak sürerlermiş ki öldürücü olsun! Tarımda biyolojik mücadele yöntemi olarak haşerelere karşı sarımsak halen kullanılmaktadır. Bu açıklamaları yapan Amerikalı hekim Dr. Robert C. Beck’in İngilizce röportajını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.</p>
<p>Ayrıca aşağıda, ABD’de yayımlanan Nexus Dergisi Şubat/Mart 2001 sayısında yeralan ve Dr. Robert<br />
C Beck, DSc’ın, Seattle, Washington’da, 1996 yılı Mart ayında verdiği dersin kaynak gösterildiği<br />
&#8216;SARIMSAK &#8211; TOKSİT ŞOK -BİR BEYİN ZEHRİ&#8217; başlıklı makalenin çevirisini okuyabilirsiniz.<br />
Yazının yazımlandığı web sitesinde sarımsağın beyne zehirli etkisi sorgulanıyor.</p>
<p>“Sarımsağın zehirli olmasının sebebi, kimyasal içeriğinde bulunan sulphone hydroxyl iyonunun tıpkı sulfoxide zehir olan DMSO (dimetil sulfoksit) gibi vücudumuzdaki kan-beyin bariyerini delerek beyin hücrelerine özel zehriyle zarar vermesidir. Bu durumu, dünyanın en büyük Etik EEG (elektroansefalografi) geribildirim<br />
ekipmanı üreticisi olduğum sırada ürkütücü bir şekilde keşfettik.</p>
<p>Öğlen yemeğinden dönen insanların, gelişimlerini izlemek için EEG’lerini çektiğimizde klinik olarak ölü<br />
gibi olduklarını gördük. Peki ne olmuştu?. Yemeğe bir İtalyan lokantasına gitmişlerdi ve salatalarını<br />
sarımsaklı sosla yemişlerdi. Bu yüzden, onlara testlerden önce sarımsaktan uzak duracaklarına<br />
dair belge imzalattık; çünkü aksi halde hem onların zaman ve paralarını, bizim de zamanımızı<br />
boşa harcıyorduk. Sanırım içinizde pilot olanlar veya uçuş testlerine katılanlar vardır.</p>
<p>1950’li yılarda Doc Halan grubunda uçuş test mühendisliğindeydim. Uçuş hekimi her ay yanımıza gelerek<br />
bize bir tembihte bulunurdu: “Uçuşa çıkacağınızın 72 saat öncesinden itibaren sakın sarımsağa<br />
yaklaşmayın, yoksa reaksiyon gösterme süreniz 2 ve 3 kat artar! Birkaç diş sarımsak<br />
yediğinizde, normale göre refleksleriniz 3 kez daha ağırlaşır.”</p>
<p>Bu olayın üzerinden geçen 20 yıl boyunca, bunun sebebinin ne olabileceğini, sarımsağın genellikle beyin dalgalarını düzensiz hale getirdiğini (senkronizasyon bozukluğuna uğrattığını) keşfedinceye kadar anlamamıştık.</p>
<p>Bunun üzerine Stanford Üniversitesinde bir çalışma yürütülmesini sağladım ve gördük ki sarımsak aslında bir zehirmiş. Ayağınızın altında bir diş sarımsak ezerseniz, kokunun kısa bir süre sonra bileklerinize sonra da tüm vücudunuza işlediğini fark edebilirsiniz. İşte, zehirli DMSO adlı madde bu yüzden tıpkı sarımsak gibi kokar. Sarımsağın ihtiva ettiği Sulphone Hydroxyl iyonunun beynimizde iletişimi sağlayan (corpus callosum) büyük<br />
ağ yapıya kadar her bariyeri delip geçer. (Corpus callosum, 200 milyon civarında olduğu düşünülen<br />
nöro-fiber ağı; beynin sağ yarım küresi ile sol yarım küresi arasındaki bağlantı ve iletişimi sağlıyor.)<br />
Organik tarım yapanlar, bitkilerini böceklerden korumak için DDT kullanmak yerine sarımsak<br />
kullanılabileceğini ve sarımsağın haşerelerin yolundaki herşeyi öldüreceğini bilirler.</p>
<p>Birçok insan çok kere sarımsağın faydalı olduğu yolunda şeyler işitmişlerdir. Bize göre bunu kabul eden<br />
kişiler, geçtiğimiz yüzyılın başlarına kadar eczanelere gidip ‘morfin sülfat’ alıp bunu uyumaları<br />
için bebeklerine veren cahil annelerle aynı sınıfta sayılırlar.</p>
<p>Eğer baş ağrılarından şikâyetçi, dikkatlerini toplayamayan veya bilgisayar başında işlerine odaklanamayan hastalarınız varsa, basit bir deneme yapabilirsiniz! Bu insanların sarımsaktan uzak durmalarını sağlayın<br />
ve çok kısa sürelerde ne kadar iyileşme gösterdiklerini göreceksiniz. Yaklaşık üç hafta geçince,<br />
onlara sarımsak yemeleri için yeniden müsaade edin. “İnanamıyorum, şikâyetlerimin<br />
sebebinin sarımsak olabileceğini hiç aklıma getirmezdim” diyeceklerdir.</p>
<p>Belki bu anlattıklarım pek popüler değil ama gerçeği söylemek zorundayım.</p>
<p>Bilim bunları söylüyor&#8230; Dünya yüzündeki birçok mistik inançta da soğan, sarımsak, pırasa, turp gibi şeylerin, negatif enerjileri çektiği, kötü enerjilerin de kötü kokuları sevdiği inancıyla yenmemeleri tavsiye edilir.</p>
<p>DİN’de, insanları uzaktan izleyen yargıç bir tanrının yeri olmadığı gibi, ne o tanrının emirleri, ne de kimse için<br />
o tanrının koyduğu “yasaklar” sözkonusu değildir!.. Ancak, herkesin yaptığı seçimlerin sonuçlarını<br />
yaşayacağı da kaçınılmazdır! Adına ister &#8216;O&#8217;nun takdiri&#8217; densin, isterse &#8216;kişinin seçimi&#8217;,<br />
bu işleyiş değişmez ve sünnetullah denen varoluş sisteminin temel bir realitesidir.</p>
<p>Güçlü Ildız</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nerdenbileceksin.com/sarimak-ve-sogan-zararliymis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Artık Çok Boş Vakit Var</title>
		<link>http://www.nerdenbileceksin.com/artik-cok-bos-vakit-var/</link>
		<comments>http://www.nerdenbileceksin.com/artik-cok-bos-vakit-var/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 16:18:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nerdenbileceksin.com/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[Uzun bir boş vakit maratonuna yelken açtık. Bundan sonraki 3 aylık süreçte bir kitap yazma planım var. Kitabı yazdıktan sonra birileri basmayı kabul eder de dağıtırsa bir kitap sahibi olacağız. Kitap genelde burda bahsettiğimiz konular ile alakalı değil, tasavvuf üzerine kitap yazabilecek yetkimiz yok henüz. Bir programcılık kitabı yazacağım. Tarzı ve içerik türü belli ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun bir boş vakit maratonuna yelken açtık. Bundan sonraki 3 aylık süreçte bir kitap yazma planım var. Kitabı yazdıktan sonra birileri basmayı kabul eder de dağıtırsa bir kitap sahibi olacağız. Kitap genelde burda bahsettiğimiz konular ile alakalı değil, tasavvuf üzerine kitap yazabilecek yetkimiz yok henüz. Bir programcılık kitabı yazacağım. Tarzı ve içerik türü belli ancak henüz bir ismi ve kalıbı yok. Bakalım becerebilecekmiyiz. Görüşmek üzere.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nerdenbileceksin.com/artik-cok-bos-vakit-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ne Gerek Kişisel Gelişim</title>
		<link>http://www.nerdenbileceksin.com/ne-gerek-kisisel-gelisim/</link>
		<comments>http://www.nerdenbileceksin.com/ne-gerek-kisisel-gelisim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 09:06:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nerdenbileceksin.com/?p=163</guid>
		<description><![CDATA[Ne Gerek Kişisel Gelişim     Ne gerek kişisel gelişim müslüman’a diyerek cümleyi biraz daha uzatalım. Öncelikle bu söylemi dalga geçmek için söylemedik, gerçekten müslümanın kişisel gelişim; eğitim, kitap, dayatma’lar ile işi olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Neden mi böyle düşünüyoruz, ilerleyen paragraflarda beraberce irdeleyelim. Öncelikle kişisel gelişim ile ne anladığımızı özetlemeye çalışalım, bütün detaylarını yazmamız mümkün değil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center">Ne Gerek Kişisel Gelişim</p>
<p>    Ne gerek kişisel gelişim müslüman’a diyerek cümleyi biraz daha uzatalım. Öncelikle bu söylemi dalga geçmek için söylemedik, gerçekten müslümanın kişisel gelişim; eğitim, kitap, dayatma’lar ile işi olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Neden mi böyle düşünüyoruz, ilerleyen paragraflarda beraberce irdeleyelim.</p>
<p>Öncelikle kişisel gelişim ile ne anladığımızı özetlemeye çalışalım, bütün detaylarını yazmamız mümkün değil tabi, neticede 400 – 500 sayfalık kitaplar var bu konularda, dediğimiz gibi, sadece anladığımızdan özet. Kendine güveni kalmamış insanları motive etmek, kendine inanmayan insanları motive etmek, başarısız insanları başarabileceğine inandırma noktasında motive etmek, istediği zaman başarabileceğine inandırmak,<br />
çevresindeki insanlar ile iletişimini nasıl olması gerektiğinin izahı, geçmişe bağlı kalmadan yaşayabilmeyi telkin etmek, hep şu anı değerlendirerek yaşamayı öğütlemek gibi konularda bize verilen eğitim, seminer ve kitaplardan oluşan bir olgu. İnsanlar bu durum üzerinden çok güzel para kazanıyorlar, ancak Muhammed<br />
(s.a.v) ümmetinin böyle işler için ne zaman ne de para harcamaya ihtiyacı yoktur. Çünkü din bizlere zaten bu konuları çok iyi öğretmekte ve hazmettirmeye çalışmaktadır. Kader’e iman ettim diye birisinin; “kendime güvenmiyorum” deme hakkı yoktur çünkü Allah’a güvenir ve teslim olur. “Kendime inanmıyorum” diyemez çünkü o sadece Allaha inanır ve teslim olur. “Başarısızım diyemez” çünkü hak böyle buyurdu böyle oldu, bende elimden gelenin en iyisini yaptım demesi yeter. “İnsanlar ile iletişimim bozuk” diyemez çünkü din örnekler ile insan iletişimini en ince detaylarına kadar anlatmıştır, zayıflık varsa hadisleri tatkik ederek insan iletişimini en iyi seviyeye getirebilir. “Geçmiş’e bağlı pişman olmak” kesinlikle müslümanda mümkün olmaz, müslüman pişman olmaz “keşke” demez, Allah böyle takdir etmiş, hamd olsun, elimden geleni yaparım der, o an’a bakar a,n dan ötesi onun için belirsizdir, en iyisi için çalışır, öncesi de ehemmiyetini yitirmiştir, onlardan sadece ders çıkarır.</p>
<p>Demek istediğimiz şu ki, etrafta çeşitli çıkışlar aramak yerine islam’a derinlemesine dalmayı denesek, herşeyin üstesinden kolaylıkla gelebileceğimizi çok net görürüz. Allah yardımcımız olsun vesselam.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nerdenbileceksin.com/ne-gerek-kisisel-gelisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kader, İrade, İmtihan</title>
		<link>http://www.nerdenbileceksin.com/kader-irade-imtihan/</link>
		<comments>http://www.nerdenbileceksin.com/kader-irade-imtihan/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2011 14:56:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mistik - Bilinmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf - Sufi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nerdenbileceksin.com/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[Nerden başlayalım nereye gidelim hiç bilemediğimiz bir konu ve bu yazıyı yazmak gerçekten çok zor. Yazarken yanlış anlaşılmalara mahal vermek çok kolay. Yazmak için de çok bekledim ve çok düşündüm. Yazarken oluşuyor aslında nasıl anlatacağım, dolayısı ile giriş kısmını çok uzun tutmayacağız. Konumuz Kader ve İrade, Amentü’nün (İmanın şartlarının) 6. Maddesi “Kader hayır ve şerr’in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.nerdenbileceksin.com/wp-content/uploads/2011/11/kaderveirade.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-169" title="kader ve irade" src="http://www.nerdenbileceksin.com/wp-content/uploads/2011/11/kaderveirade-300x219.jpg" alt="kader ve irade" width="300" height="219" /></a>Nerden başlayalım nereye gidelim hiç bilemediğimiz bir konu ve bu yazıyı yazmak gerçekten çok zor. Yazarken yanlış anlaşılmalara mahal vermek çok kolay. Yazmak için de çok bekledim ve çok düşündüm. Yazarken oluşuyor aslında nasıl anlatacağım, dolayısı ile giriş kısmını çok uzun tutmayacağız. Konumuz <a title="kader ve irade" href="http://www.nerdenbileceksin.com/kader-irade-imtihan/">Kader ve İrade</a>, Amentü’nün (İmanın şartlarının) 6. Maddesi “Kader hayır ve şerr’in Allahtan Olduğuna” iman.<br />
Sahih bir kaç hadisle başlayıp üzerine anladığımızı yazalım :</p>
<p><strong>Kader ve irade hakkında 1. Hadis</strong><br />
Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle anlatır:<br />
Bize daima doğru söyleyen ve kendisine de doğru bildirilen Allah (c.c.) Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: &#8220;Sizin birinizin yaratılışı kırk gün anasının karnında toplanır. Sonra orada bir o kadar zaman içinde asılı bir parça hâlini alır. Sonra yine o kadar zaman içinde bir çiğnem ete dönüşür. Sonra bir melek gönderilir ve kendisine ruh üfürür. Melek, dört kelime yani rızkını, ecelini, amelini şaki ve said olduğunu yazmakla emrolunur. Kendisinden başka ilah olmayan Allah (c.c.)&#8217;a yemin ederim ki, sizden biriniz Cennet ehlinin ameli ile amel etmekte devam eder, nihayet kendisi ile Cennet arasında bir arşından başka mesafe kalmaz. Bu sırada yazısı o kişinin önüne geçer de Cehennem ehlinin ameli ile amel etmeğe devam eder ve Cehenneme girer. Ve yine sizden biriniz Cehennem ehlinin ameli ile amel eder, nihayet kendisi ile Cehennem arasında ancak bir arşın mesafe kalır. Bu sırada yazısı önüne geçer de Cennet ehlinin ameli ile amel eder ve Cennete girer.&#8221;<br />
Sahih-i Müslim&#8217;deki hadis numarası: 4781</p>
<p>Hadis çok net, bir açıklamaya gerek yok aslında sadece anladığımız özet şöyle; insanlar doğmadan önce bütün ameli belli, şaki “cehennemlik” , said “salih kul” olduğu yazılıyor. İnsan doğduktan sonra sadece kendine biçilmiş olan rolü yerine getiriyor. Cennetlik ise cennetlik amel Cehennemlik ise cehennem ehli ameli işliyor. Sağa sola çekmeye eğmeğe büğmeye gerek var mı? Çok net değil mi, kaderin ne olduğu. Burdan sonra akla ilk gelen soru imtihan, amel, irade nasıl? Bunuda 2. hadis’de efendimizden dinleyelim.</p>
<p><strong>2.Hadis</strong><br />
Hz. Ali (r.a.) şöyle anlatır:<br />
Bakiu&#8217;l-Ğarkad mezarlığında bir cenazede idik. Allah (c.c.) Resulü (a.s.) yanımıza gelip oturdu, biz de etrafına oturduk. Beraberinde bir asa vardı. Allah (c.c.) Resulü başını eğdi. Elindeki asayla yeri çizmeye başladı. Sonra: Sizden hiç bir kimse ve yaratılmış hiç bir nefis yoktur ki, muhakkak Cennetteki ve Cehennemdeki yerini Allah (c.c.) yazmış olmasın. Ve herkesin bedbaht veya bahtiyar olduğu muhakkak yazılmıştır! buyurdu. Bunun üzerine bir kimse: Ey Allah (c.c.)&#8217;ın Resulü! Öyle ise bizler ameli terk edip yazımız üzere durmayalım mı? dedi. Allah (c.c.) Resulü: &#8220;Saadet ehlinden olan kimse saadet ehlinin ameline varacak, şekavet ehlinden olan ise şekavet ehlinin ameline varacaktır,&#8221; buyurdu ve şunu ilâve etti: &#8220;Sizler amel edip çalışın. Çünkü herkese imkan verilmiştir. Saadet ehline, saadet ehlinin ameli müyesser olacaktır. Şekavet ehline de, şekavet ehlinin ameli kolay gelecektir.&#8221; Sonra Allah (c.c.) Resulü şu ayetleri okudu: Bundan sonra kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız. Ama kim cimrilik eder, kendisini müstağni görür ve en güzeli yalan sayarsa biz de onu en güç olana hazırlarız.<br />
Sahih-i Müslim&#8217;deki hadis numarası: 4786</p>
<p>Ne muhteşem bir zat. Nasılda güzel açıklamış. Konu çok basit yine karıştırmaya gerek yok, efendimiz de öyle yapmış net söylemiş. Biz amel etmek zorundayız çünkü fıtratımızı var eden, böyle var etmiş. Amelimiz, yaratılışta belirtilen gaye üzerine olacak. Yani cehennem ehlinin amelini işleyip Cennet’e giremeyeceğiz. Cehennem’e girecek olan zaten Cehennem’e girecek ve ben neden Cehennem’e girdim diyemeyecek çünkü ameli öyle.</p>
<p>İki hadis örneği kafi, ancak merak edeniniz varsa “Kader ile alakalı hadis” yazarak internette aratabilir. Hepsinin aynı şeyi söylediğini göreceksiniz. Hadisleri ve ayetleri okuduktan sonra; hani irade, hani adalet, diye düşünme ihtimali yüksek. Din’de anlatılan herşeyi birey bazına indirip anlamaya çalıştığımız için çözemiyoruz. Şimdi de bir kaç ayet örneği verelim ve irade ve adalet hususundaki araştırmalarımız dile getirelim.</p>
<p>Kuran noktasında müteseffir olmadığımız için ayetlerin tefsirini yapmak üzerimize vazife değil ancak, Kuran, biz yeryüzüne halife olan insan için indiğine göre anladığımızı yazmakta bir sakınca görmüyoruz. Belirtilen ayetlerin altına bize yansıyanı yazacağız.<br />
10. Sure/49. Ayet: De ki: “Ben, Allah’ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar, ne de bir fayda verebilirim. Her ümmet için bir süre vardır. Süresi dolunca artık ne bir an geri, ne de bir an ileri gidebilir.”</p>
<p>Burda anlaşılması gereken birinci husus; herşeyi Allah’ın istediği ölçüde yapabileceğimiz. Ikinci husus ise; ümmet ve birey olarak hayata dair yaşam süremiz belli, artırmamız ve ya azaltmamız mümkün değil. Çok yaşayacaksak Allah bizim fıtratımıza sağlıklı beslenmeyi ve ona uygun ortamda yaşamayı nasip ediyor, ayrıca güvenli bir de iş veriyor. Aksi durumda da tersi geçerli, tabi ne kadar sağlıklı yaşarsak yaşayalım 15 yaşında arkadan vurulmayacağımızın garantisi yok, bunada izin veren yine Allah. Allah indinde bir sır bu, neden ve ne zaman öleceğimiz onun hesabı, biz bilemeyiz. Cehennemde bize ihtiyaç varsa, dünyada cennet ameli işletip insanlara faydalı olmamızı sağlayıp son nefesimizde şirke düşürerek Cehennem de vazifemize gönderebilir. Bunu ancak Allah bilir.</p>
<p>Şunu farkettim ki yazdıkça karmaşıklaşıyor. Eğer yazdıklarımız karmaşık gelirse, ayeti ve ya hadisi ilk okudunuğunuz da sizde zuhur eden manaya amel etmeniz en doğrusu olacaktır.</p>
<p>7. Sure/34. Ayet: Her ümmetin dünyada kalacağı müddet için takdir edilmiş bir ömrü vardır. Süreleri biten ümmet ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gidebilir.</p>
<p>Keza bu ayetten de yukarıdaki mana çıkarılabilir. Bırakın bireyi Allah ümmetlerin ömürlerini kesin çizgiler ile belirlemiştir. Birey bir olgu ise ümmet’te birey gibi Allah indinde tek bir olgudur.</p>
<p>54. Sure/52.-53. Ayet: Yaptıkları her şey kitaplarda kayıtlıdır. Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.</p>
<p>Bu ayette belirtildiği üzere Allah bütün yapacaklarımızı öncesinde belirlemiş, “ben yaptım” kelamını manasız bırakan bir ayet.</p>
<p>6. Sure/2. Ayet: Sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel takdir eden O’dur. Tayin edilen bir ecel de O’nun katındadır. Sonra bir de şüphe ediyorsunuz.</p>
<p>Kesinlikle şüphe etmememiz gerektiğini, gelenin Allah’tan olduğuna iman etmemizin ehemmiyetini vurgulayan bir ayet. Ecelimizi takdir eden yine o, Allah herşeyi biliyor ve bildiğini bize net bir şekilde bildiriyor.</p>
<p>Kader’i anlama noktasında görüşümüz özetle şu : “Bizim bir hükmümüz yok, hüküm Allahın. Herşeyi bilen ve takdir eden o, biz sadece bize biçilmiş olan rolü yerine getirmekle yükümlü varlıklarız, ondan gayrı olarak kendimizi görmeyiz, onun bir parçası, ancak asla o değiliz.”  Bu tanımlama aslında kolu kanadı kırık eksik bir tanım, kader, insanın içinde yaşaması, hissetmesi gereken bir olgu, anlatmak mümkün değil, çünkü kaderin anlaşıldığı yerde ne dil var ne kelam ne de ben. Kader bahsini bitirmeden önce Hz. Hızır ve Musa A.S arasında geçen  kıssayı buraya eklemek istiyoruz :</p>
<p>Musa aleyhisselâm, birgün Hazret-i Hızır&#8217;ı &#8220;aleyhisselâm&#8221; görünce, ona yaklaşıp selâm verdi. Selâmına cevap veren Hızır aleyhisselâm sordu:<br />
- Burada selâm veren bulunur mu? Sen kimsin?<br />
- Ben Musa&#8217;yım &#8220;aleyhisselâm&#8221;<br />
- İsrailoğullarının Musa&#8217;sı mı?<br />
- Evet.<br />
Bu tanışmadan sonra, Musa aleyhisselâm, asıl maksadını söyledi:<br />
- Allahü teâlânın sana ihsan edip bildirdiği ilimden, biraz öğretmen üzere sana tâbi olayım mı?<br />
Bunun üzerine Hızır aleyhisselâm şu cevabı verdi:<br />
- Ya Musa! Bende, Allahü teâlânın ihsan edip verdiği öyle bir ilim vardır ki, sen onu bilemezsin. Sende de Allahü teâlânın sana verdiği öyle bir ilim vardır ki, ben de onu bilemem. Sen benimle beraber olamazsın ve bende bulunup, sende olmayan ilmim ile yaptığım işlere sabredemezsin!<br />
- Beni inşaallah sabırlı bulursun. Senin hiçbir işine müdahale etmem.<br />
- Ben sana hikmetini ve sebebini izah edinceye kadar, yaptığım işler hakkında bana sual sormamak şartıyla, benimle beraber olabilirsin.<br />
Musa aleyhisselâm, oraya kadar beraber geldikleri Yûşa aleyhisselâmı İsrailoğullarının yanına gönderdi.<br />
Hızır aleyhisselâm, Musa aleyhisselâm ile sahil boyunca bir müddet yürüdüler. Giderlerken bir geminin geçmekte olduğunu gördüler. Gemicilere, kendilerini gemiye almalarını söylediler. Gemiciler Hızır aleyhisselâmı tanıyıp, onları ücretsiz olarak gemiye bindirdiler. Bu sırada bir serçe geminin kenarına konup, denizden bir iki yudum su aldı. Hızır aleyhisselâm, bu kuşu göstererek dedi ki:<br />
-Ya Musa, Allahü teâlânın ilmi yanında benim ve senin ilmin; denizin yanında, şu serçenin denizden aldığı bir yudum su kadar bile değildir.<br />
&#8220;Bana güçlük çıkarma!&#8221;<br />
Bindikleri gemi bir müddet yol aldıktan sonra, Hızır aleyhisselâm, bir aletle gemiye hasar vermeye başladı. Geminin suya temas eden tahtalarından birini söktü. Musa aleyhisselâm, bu durumu görünce, müdahale ederek dedi ki:<br />
-Sen ne yapıyorsun? Bizi ücretsiz gemiye bindirdiler; sen ise gemiyi delip, içindekileri batırmak istiyorsun.<br />
Bunun üzerine, Hızır aleyhisselâm, &#8220;Ben sana benimle olmaya sabredemezsin demedim mi?&#8221; diyerek ayrılmak istedi.<br />
Musa aleyhisselâm, &#8220;Dalgınlığımdan dolayı beni kınayıp da bana güçlük çıkarma!&#8221; deyince; Hızır aleyhisselâm, yapılan bu ilk muhalefetin dalgınlık ile olması sebebiyle, Musa aleyhisselâmdan ayrılmadı ve yolculuğa devam ettiler.<br />
Yine sabredemedi<br />
Musa aleyhisselâm ile Hz. Hızır&#8217;ın bindikleri gemi karşı sahile varınca, inip yürüdüler. Yolda oynamakta olan bir grup çocuğa rastladılar. Hızır aleyhisselâm, o çocuklardan birini tutup, öldürüverdi. Musa aleyhisselâm dayanamayıp, Hızır aleyhisselâma dedi ki:<br />
- Tertemiz bir cana kıydın. Hiç günahı yok iken onu öldürdün!<br />
- Ben sana benimle olmaya sabredemezsin demedim mi?<br />
- Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, benimle arkadaşlık etme! O zaman benim sana bir diyeceğim yoktur.<br />
&#8220;Ayrılmayı gerektiren sebep&#8221;<br />
Bunun üzerine Hızır aleyhisselâm bir müddet daha beraber olmayı kabul etti. Yolculuklarına devam ettiler. Sonra yolları bir beldeye düştü. O memleketin ahalisinden yiyecek bir şeyler istediler. Fakat onlar hiçbir şey vermediler ve misafir etmek de istemediler. Sonra o beldede dolaşmaya başladılar. Bu sırada, yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler. Hızır aleyhisselâm, eliyle duvarı doğrultuverdi. Duvarın yıkılmasına mâni olup sağlamlaştırdı. Musa aleyhisselâm, kendilerini misafir etmeyen bu belde halkına böyle bir yardımın yapılmasına sabredemeyip şöyle dedi:<br />
-Eğer isteseydin, bu duvarı doğrultmana karşılık, onlardan bir ücret alırdın. Biz de ihtiyacımızı gidermiş olurduk.<br />
Bunun üzerine Hızır aleyhisselâm, Musa aleyhisselâma ayrılık zamanının geldiğini bildirerek dedi ki:<br />
-İşte bu sualin artık ayrılmamızı gerektiren bir sebeptir. Şimdi sabretmeye dayanamadığın şeylerin hikmetini sana açıklayacağım:<br />
Bindiğimiz gemiyi delip yaralamamın sebebi şudur: O gemi, geçimlerini denizden temin eden on fakir kardeşe aitti. Karşı sahilde ise, sağlam olan gemilere el koyarak, zorla alan zalim bir hükümdar vardı. O zalimin, &#8220;Bu gemi sağlam değildir!&#8221; diye el koymaması için gemiyi yaraladım. İşte gemiyi kusurlu hâle getirişimin sebebi budur. Böylece, o zalim hükümdarın onu gasp etmesine mâni oldum.<br />
Öldürdüğüm çocuğa gelince; bu çocuk, bulûğ çağına ermiş, yol kesen azgın ve taşkın bir kâfir idi. Anası ve babası ise halis birer mümindiler. Eğer, o çocuğu öldürmeseydim, ana ve babasının küfre düşmesine sebep olacaktı. O çocuğu öldürmekle, biz istedik ki; mümin olan anne ve babası küfre düşmekten kurtulsun; Allahü teâlâ da onlara bedel olarak, temiz ve salih bir evlât versin.<br />
[Hızır aleyhisselâmın öldürdüğü çocuğun anne ve babasına, Allahü teâlâ hayırlı bir kız çocuğu vermiştir. Bu kız, bir peygamber annesi olmuş ve o peygamber vasıtasıyla bir ümmet hidayete ermiştir.]<br />
Yıkılmak üzere iken doğrulttuğum duvara gelince; o duvar, salih bir babanın iki yetim çocuğuna aitti. Altında bir define vardı. Eğer duvarı düzeltmeseydim, yıkılıp define ortaya çıkacak, çocuklar da henüz küçük oldukları için, mallarına sahip olamayacak ve define başkalarının eline geçecekti. Çocuklar büyüyünce defineye sahip olabilsinler düşüncesiyle duvarı düzelttim. Bütün bunlar, her ikimiz için Rabbimizden bir rahmet idi. İşte senin sabredemediğin hâdiselerin hikmeti bunlardır.<br />
Hızır aleyhisselâm bu sebepleri açıkladıktan sonra, Musa aleyhisselâmdan ayrıldılar. Peygamber efendimiz &#8220;aleyhisselâm&#8221; bir hadis-i şerifinde, bu hâdisenin, Musa aleyhisselâmın üçüncü suali sormasına kadar olan kısmını anlattıktan sonra buyurmuştur ki:<br />
(Allahü teâlâ Musa&#8217;ya rahmet etsin. Ne olurdu, sabretseydi de aralarında geçecek hâdiseler Allahü teâlâ tarafından bize bildirilseydi.)</p>
<p>Gelelim iradeye, iradeden kasıt insanın bir şeyi tercih etmesi, tercih etmek kime göre? BEN mi tercih ediyorum yaşadığım hayatı. Hayır. Bizim tercih ettiğimiz hiç bir şey yok. Bakın Allah kitabında ne diyor:<br />
Enfâl(*) Sûresi</p>
<p>17 &#8211; (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı.4 Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.</p>
<p>Böyle bir ayet’i kerime varken benim iradem var demek ne oluyor? Nerde ki senin iraden, yani cüz’i iraden. İrade küll’dür yani tektir. Herşeyde olduğu gibi irade’de tek’tir. Özünde kadere iman etmekte böyledir. İrade Küll’dür Cüz’i irade diye bir şey yoktur. Bunu izah edelim; Cüz’i irade yok dediğimiz anda insanlara biraz itici bir tabir gibi geliyor, olabilir. Aslında Cüz’i irade yok demek “bireyler, yok görünen herşey, bir hayalden ibaret” demekten farklı değil. Cüz’i irade denen şey Küll’i iradenin birey tarafından gözlemlendiğinde isminin değiştrilmiş halidir. Yani birey gözü ile bakarsan evet cüz’i irade var, ancak o sadece küll’I iradenin yansıması. Bütünden çokluğa nazar ettiğinizde ise cüz’i irade hükmünü yitirir. Kuran söylüyor, sen yapmıyorsun ancak Allah yapıyor.<br />
Buraya kadar anlattıklarımızdan sonra gayet doğaldır ki imtihan nerede, buna bağlı olarak Allah’ın adaletine ne oldu diyebilirsiniz, zaten sormanız lazım. Şimdi bu konuya değinmeye çalışalım. Allahın adaletine örnek olarak yukarıda verdiğimiz kıssa bir referans kabul edilebilir, yani adalet anlayışı birey bazında çok başka Allah indin’de çok farklıdır. Adalet ile alakalı bir de Hz. Ömer uygulaması örnekleyelim :<br />
Hz.Ömer beytül-mal&#8217;dan (kamu hazinesinden) halka mal verirken der ki: ‘Allah adaleti ile mi mal dağıtayım, yoksa Ömer adaleti ile mi?&#8217; Oradakiler ‘Allah adaleti ile’ derler. Bunun üzerine Hz.Ömer sırayla gelene eline geleni vermeye başlar… İtirazlar yükselmeye başlar&#8230; ‘Ya Ömer sen ne yapıyorsun? Biz daha adaletli olur diye Allah adaletini istedik, daha da adaletsiz oldu dağıtımın’ derler. Hz:Ömer der ki: ‘Ömer adaleti deseydiniz, kim neyi hak ediyor bilemezdim, eşit olmaya gayret ederdim&#8230;&#8217;’”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz. Ömer’den aldığımız örnekte gördüğümüz gibi, Allah’ın adaleti beşeriyet nazarındakinden çok farklı, beşer noktasından adaleti değerlendirmemiz çok doğru olmaz. Allah adaleti herşeye ve bütüne var. Bireysel nazardan düşündüğümüz adalet ancak bizi yanıltır. Allah adildir diyeceksin ve bırakacaksın. Allah’ın adaletine sorgu olmaz, çünkü bilemeyiz ve bütün evreni düşünerek bir sonuç oluşturamayız. İnsanın en küçük hareketi evrenin en ücra noktasındaki bir oluşumu etkiliyebilir, keza terside geçerli, çok kısıtlı olmamızın sebebi dünya hayatı ile bağımlı olmamız, anlayamamız ve ya değerlendirememiz de bundan.<br />
Gelelim bir diğer konu imtihana. Genel olarak imtihan’a beşer, bireysel açıdan yaklaşıyoruz. Yani imtihan diyince bu gün girdiğimiz çeşitli fiziki sözlü ve ya yazılı imtihanlar geliyor aklımıza. Bizim bu daracık, Allah indinde yok hükmündeki bünyemizde düşündüğümüz imtihan ile sonsuz sınırsız olanın imtihan’ının aynı olduğunu düşünmek abes değil mi,  imtihan ile alakalı bir kaç ayet’e göz gezdirelim :<br />
2:155 &#8211;  Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!</p>
<p>Ayette görüldüğü üzre imtihan dan kasıt başımıza gelen müsibetlere sabredip sabredemeyeceğimiz. Allah öyle bir düzen var etmiştir ki belirli özellikleri elde etmek için bazı müsibetlerin üstesinden gelmek gerekir. İşte imtihan bu, başımza gelen müsibetlere sabredip sabredemeyeceğimiz. Her ne kadar Allah indinde bizim sabredip sabredemeyeceğimiz belli bile olsa. Allahın yaratmasında bütün oluşumlar, öncesinde bir hikmet ile bağıntılı ve reaksyona girerek oluşur, dolayısı ile bu açığa çıkışa kullanılacak ve beşere anlatılabilecek en uygun kelime bu; “İmtihan” sistemin dayatmalarına verdiğimiz yanıt, ve bizdeki açılımları.</p>
<p>3:186 &#8211;  Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah&#8217;a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah&#8217;dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.</p>
<p>Bu ayette de aynı noktaya vurgu yapılmış, gelen eziyete sabredebilme kabiliyeti ve sonucunda bizde gerçekleşen açılımlar.<br />
21:35 &#8211;  Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.</p>
<p>Hayatta çeşitli zorluklarla karşılaşarak kendimizi ölüme hazırlayacağımızı hatırlatıyor. İşte gerçek, ölüm. Bizi var ettiği fıtrat doğrultusunda imtihana tabi olacağız ve sistemin dayatmalarına verdiğimiz cevaplar ile kendi ahiretimizi var edeceğiz.</p>
<p>7:168 &#8211;  Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere ayırdık. İçlerinde iyi olanları da vardı, olmayanları da. Onları biz, bazan nimetlerle, bazan da musibetlerle imtihana çektik. Sonunda belki hakka dönerler diye.</p>
<p>Hakka dönmemize vesile olacak imtihanlar Allah tarafından bizlere verilir. O imtihanlara sabredebilenlerden olursak Allah’ın Cennet için var ettikleri kategorisine girebileceğimizi iletiyor C.C .</p>
<p>Bu yazımıza burada nokta koyarken, sabırla sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Allah hakka erenlerin yoldundan bizi ayırmasın, Amin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nerdenbileceksin.com/kader-irade-imtihan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zihin Kontrolü</title>
		<link>http://www.nerdenbileceksin.com/zihin-kontrolu/</link>
		<comments>http://www.nerdenbileceksin.com/zihin-kontrolu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2011 07:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nerdenbileceksin.com/?p=131</guid>
		<description><![CDATA[Zihin Kontrolü &#8220;İnsan vücudu bir elektrokimyasal sistemdir ve artık bu sistemi etkileyecek mekanizma üretilmiştir.  Bu mekanizma insanların beynindeki elektromanyetik dalgaların normal seyrini sekteye uğratabilir ve bu  yolla insanların davranışlarını değiştirebilir. Belli bir zaman dahilinde insan biyorobot düzeyine indirilebilir.” Mikroway News Dergisi’nin Editörü Luis SlizenBir bilgisayar, herhangi bir insanın beyin faaliyetini çözümleyerek ekrana yansıtabilir, aynı zamanda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table width="100%" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<table width="100%" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<table width="100%" border="0" cellspacing="0" cellpadding="1" bgcolor="#c0c0c0">
<tbody>
<tr>
<td>
<table width="100%" border="0" cellspacing="0" cellpadding="13" bgcolor="#ffffff">
<tbody>
<tr>
<td align="center" width="96%"><strong>Zihin Kontrolü</strong></td>
<td align="center" width="4%"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td align="center">
<table width="690" border="0" cellspacing="0" cellpadding="5">
<tbody>
<tr>
<td width="340">&#8220;<strong>İnsan vücudu bir elektrokimyasal sistemdir ve artık bu sistemi etkileyecek mekanizma üretilmiştir.  Bu mekanizma insanların beynindeki elektromanyetik dalgaların<br />
normal seyrini sekteye uğratabilir ve<br />
bu  yolla insanların davranışlarını değiştirebilir. Belli bir zaman dahilinde<br />
insan biyorobot düzeyine indirilebilir.</strong>”<br />
Mikroway News Dergisi’nin Editörü Luis SlizenBir bilgisayar, herhangi bir insanın beyin faaliyetini çözümleyerek ekrana yansıtabilir, aynı zamanda beyin faaliyetini etkileyecek ve kontrol edecek dalgalar gönderebilir.</td>
<td width="350"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Geçmişte, bu amaçla insanların kafalarına elektrotlar yerleştirilerek deneyler yapılmıştır. 1960&#8242;larda hayvanlar üzerinde yapılan “<strong>radyo                   sinyalleri ile yönlendirme deneyleri</strong>” sonradan psikologlar tarafından<br />
Vietnam askerlerine                   uygulanmıştır. Esir askerlerin kafatasına elektrotlar yerleştirilmiş,<br />
sonra                   ellerine bıçaklar verilmiş ve birbirini öldürmeye yönlendirilmişlerdir.</p>
<p>Yıllar önce başlayan zihin kontrolüyle ilgili bu tür araştırmalar ve deneyler ara vermeden bugüne kadar ulaşmıştır. Ancak bu kaba metodlar, yerini artık daha ince metodlara bırakmıştır;<br />
günümüzde her şey kablosuz olarak gerçekleştirilebilmektedir.</p>
<p>Beyin, Çok Yönlü Bir Kontrol Merkezidir</p>
<p>Beyin bütün vücut sistemlerini yönetir ve aralarında işbirliği sağlar. Tüm zihinsel faaliyetler, düşünceler, duygular, fiziksel duyular ve hareketler kendilerine özgü frekanslara sahiptir. Beş duyu organımızla algıladığı¬mız her şey belirli bir beyin faaliyeti meydana getirir. Bütün hastalıklar, davranışlar,<br />
düşünceler, duygular ve algılamalar da kendine özgü dalga boyuna ve frekansa sahiptir.</p>
<p>Söylediğimiz her kelime ve aklımızdan geçirdiğimiz her düşünce beynimizde kendi frekans dalgasını şekillendirir. Çevremizde konuşulan her kelimenin dalgaları beynimize kendi frekansıyla gelir ve tercihimize göre reddedilir veya yerleşebilir. Hipnoz, anestezi, bayılma, ağrı veya korku anında ise beyin, o sırada çevrede söylenen kelimelerin dalgalarına kontrolsüz olarak açık durumdadır. Bu sebeple insan beynini yönlendirmenin<br />
en basit şekli ameliyat esnasında beyne yerleştirilen programlardır. Anestezi de bir nevi hipnozdur,<br />
hatta hipnozdan daha büyük etkiye sahiptir. Çünkü ameliyata alınan insan bayılma, ağrı ve korkuyu<br />
aynı anda yaşar. Ameliyat sırasında söylenen her kelime beyne yerleşerek bilgisayar virüsü gibi<br />
çalışır. Bu virüslerin sayısı ve niteliği tamamen ameliyathanede bulunanların ahlakına,<br />
konuşmalarına ve konuştukları konuya bağlıdır. Onun için gelişmiş ülkelerde<br />
ameliyat sırasında konuşmak yasaklanmıştır.</p>
<p>25. Kare</p>
<p>Sinema, televizyon veya reklam filmleri ya da her türlü televizyon programı 24 kare resmin bir saniye içinde ardarda gelmesiyle hareketli hale gelir. İnsan gözü ardarda gelen bu 24 kareyi algılarken, bunların arkasına yerleştirilen 25. kareyi algılayamaz. İnsan, algıladığı kareler hakkında yorum yapabilir, ondan etkilenip etkilenmemeyi seçebilir. İnsan gözünün algıla¬amadığı 25. kare ise kontrolsüz olarak beyne gider<br />
ve insan bilincine yerleşir. 25. kare genellikle yazı şeklindedir ve bu efekt “<strong>algılama dışı uyarıcı</strong>”<br />
olarak da isimlendirilir. 25. kare program yapımcıları tarafından insanları yönlendirmede kullanılabilir.<br />
25. kare ile insanları, herhangi bir fikre veya eyleme, belli bir adaya oy vermeye, bir ürüne<br />
bağımlılığa ya da başka bir amaç doğrultusunda yönlendirerek beyinleri yönetmek<br />
mümkündür. Ayrıca dil öğrenme programlarında da yaygın olarak kullanılır.</p>
<p>25. kare prensibi ses dalgaları vasıtasıyla teyp, CD çalar, radyo gibi sesli cihazlarda da kullanılır.<br />
20. yüzyılda insan davranışlarını kontrol etmede en cazip yöntem haline gelen bu<br />
yöntemin temelinde insanın şuuraltına tesir etmek vardır.</p>
<p>Özel kodla şifrelenen ses kasetleri, radyo ve televizyon aracılığıyla insanlara herhangi bir emir verilebilir ve onların bu emir çerçevesinde hareket etmesi sağlanabilir. Kişi, kasetten veya CD’den, ilahiler ve<br />
Kuran-ı Kerim dahil herhangi birşey dinlerken veya televizyon seyrederken, seslerde ve<br />
görüntülerde tehlikeli bir buyruk gizlenmişse, bunun şuuraltına indiğini farkedemez.</p>
<p>Zihin Kontrolünde Renk, Ses ve Şekillerin Birlikte Kullanılması</p>
<p>Renklerin insan psikolojisinde ne kadar etkili olduğu yıllardır bilinmektedir. Örneğin kırmızı, turuncu ve sarının uyarıcı, mavi ve morun sakinleştirici, yeşilin ise uyum sağlayıcı etkileri vardır. Renklerin, seslerin ve şekillerin<br />
tek tek veya birlikte, belli bir düzende, belli bir sırayla ve hızla hareket ettirilmesiyle insanların, özellikle çocukların beynini kontrol altına almak mümkündür. Bu prensiple renkli lekeler, sesler ve geometrik<br />
şekiller 25. kareye yerleştirilerek “V-666” virüsü üretilmiştir. 666, Hristiyanlıkta “<strong>antichrist</strong>”<br />
yani “<strong>deccal</strong>”i sembolize eder.</p>
<p>Bu virüs bilgisayar kullanıcısına çok büyük bir kuvvetle etki edebilir. İlk önce belli bir amaçla düzenlenmiş renk lekeleri ki bunlar şekiller içine yerleştirildiği zaman daha da etkili olabilir, sesler ve görüntüler kullanıcıyı hipnotize eder. Sonra şekillerin ve renklerin programlanan düzene göre değiştirilmesi kalp ritmini ve<br />
tansiyonu kontrol altına alır, hastalığa hatta ölüme götürebilir. 1999 yılında sadece Rusya’da,<br />
bilgisayar kullanıcıları arasında bu şekilde gerçekleşen, 46 ölüm vakası tesbit edilmiştir.</p>
<p>Japonya’da 1 Aralık 1997’de “<strong>Pokemon</strong>” çizgi filmini izleyen 700 çocuk epilepsi nöbetleri ile hastahaneye getirilmiştir. Bu “<strong>televizyon epidemisi</strong>”ne, kırmızı ışığın saniyede 10 ila 3030 defa kesintiler<br />
halinde verilmesi yol açmıştır.</p>
<p>Kesintiler halinde hızla geçen kırmızı ışık ilk önce beyin damarlarında spazm, sonra da bayılma,<br />
kasılma ve boğulma hissine sebep olmuştur.</p>
<p>Bu tür efektler vasıtasıyla “<strong>psikotron</strong>&#8221; silahlar üretilmekte, televizyon ekranı ve bilgisayar<br />
monitörü aracılığıyla kullanılmaktadır.</p>
<p>Psikolojik Savaşta Müzik-Koku İkilisinin Kullanımı</p>
<p>İnsanın sinir sistemi elektro-kimyasal sinyallerle çalışır. Bu sebepten beynin düşüncesini yöneten ve etkileyen elektro-kimyasal sinyallerin üretiminde, besinler, su ve solunum yoluyla vücuda alınan ve beyne ulaşan maddeler çok önemlidir. İnsan bedenini, aklını ve ruhunu etkilemek için bir takım ritüeller, yiyecekler,<br />
içecekler ve kokular ezelden bugüne kadar kullanılmıştır ve bugünden ebede kadar da kullanılacaktır.</p>
<p>Dikkat ettiyseniz bugünkü uçaklarda müşteriler kokulu müziklerle karşılanıyor. Bu garip müzik ve koku dağıtımı sinemalarda, asansörlerde, otobüslerde ve büyük mağazalarda da kullanılmaya başlamıştır. Bu, globalleşen dünyanın bir nimeti ve konforun bir parçası şeklinde sunulmaktadır. Fakat müzik-koku ikilisinin psikolojik<br />
savaş silahlarından biri olduğunu çok az kişi bilmektedir. Bu fenomene “<strong>psikotropik etki</strong>” denmektedir. Psikotropik etki, tıbbi ilaç ve katkı maddeleri vasıtasıyla insan psikolojisini etkileyerek, ona<br />
yapmak istemediği eylemi yaptırmaktır.</p>
<p>Kimyasal maddelerin yiyecek endüstrisinde yoğun bir şekilde kullanımı 1940’larda başlamıştır. O zamanlar çoğu doğal kaynaklı olan kimyasal maddelerin kullanım miktarı kısa sürede dünya çapında yılda 7 milyon tona kadar ulaşmıştır. O zaman bir kaç bin çeşit kimyasal madde kullanılmaktaydı. Bugün ise milyonlarca ton ve yaklaşık 100 000 çeşit kimyasal madde, ilaç, gıda katkı maddesi, kozmetik, vücut bakım ürünleri, temizlik malzemeleri, tarım ilacı endüstrisinde kullanılmakta ve bu sayı her geçen yıl artmaktadır. Katkı maddelerinin yoğun kullanımından insanların aklı ve beden-ruh sağlığı negatif yönde etkilenmektedir.</p>
<p>Bu grup etki maddeleri arasında kokuların özel bir rolü vardır. Kokular, insan ruhunu ve psikolojisini güçlü şekilde etkileyen faktörlerdir. Amerikalı psikiatrist A. Hirsh belli bir kokunun insanı belli bir tavır ve eyleme yönlendirebildiğini ispatlamıştır: Bazı mağazalarda belli bir koku yayıldığında mal satışının yüksek<br />
seviyelere ulaştığı ve bazı kokular koklandığında hızla kilo verilebildiği görülmüştür. Bu arada<br />
yapılan klinik araştırmalar sonucunda lavanta, papatya, limon ve sandal ağacı kokularının<br />
en güçlü antidepresanlardan daha etkili olabildiği; yasemin, gül, nane ve karanfil<br />
kokularının ise insan beynini en sert kahveden bile fazla etkilediği ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Günümüzde ruhi gerginlikleri artıran veya ruhsal sıkıntıları çözen, cinsel istek veya isteksizlikleri arttıran, duygusallığı güçlendiren, dişiliği kuvvetlendiren, insanın manevi dengesini bozan, insanda korku<br />
halleri doğuran, agresifliği artıran veya azaltan çeşidi aromalar yani kokular üretilmeye başlamıştır.</p>
<p>Bu aromalar insan davranışlarını kontrol altında tutmak için kullanılmaktadır.</p>
<p>İnsan beyninde kokulara ait bilgilerin saklandığı bir hafıza merkezi vardır ancak onların beyin tarafından denetimi mümkün değildir. Bu yüzden kokular insan psikolojisinin en zayıf noktasıdır ve<br />
psikolojik savaşta kullanıma elverişlidir.</p>
<p>Psikotronik ve Psikotropik Teknoloji</p>
<p>İnsan ruhunun çağımızdaki diğer bir düşmanı ise “<strong>psikotronik etki</strong>”dir. Psikotronik etki,<br />
parapsikolojik ve ekstrasensör etkilerin diğer bir adıdır.</p>
<p>Psikotronik etkinin en basit kullanımı hipnozcu ve ekstrasenslerin müşterilerine uyguladığı “seanslar”dır.</p>
<p>Sovyetler Birliği yıkılmadan önce Taşkent’te çeşitli kâhin, şaman, hipnozcu, medyum ve ekstrasenslerin faaliyetlerini incelemek için bilimsel merkezler kurulmuştu. Bu merkezlerin ilgisini çeken esas şey bu<br />
insanların beyinleri tarafından üretilip yayılan elektromanyetik dalgaların (biyolokasyon) müşterilerinin beyinlerini nasıl yönlendirebildiği olmuştur. Araştırmalar sonucunda şamanın, kullandığı davul sesinin<br />
dalgaları ile tedavi ettiği kişinin beyin dalgaları arasında bir uyum oluşturduğu ve bu sırada dua<br />
okuyarak onun beynine istediği emirleri yerleştirdiği gözlenmiştir. Çağımızda bu olaya<br />
“<strong>nerolinguistik programlama</strong>&#8221; denilmektedir.</p>
<p>Nerolinguistik programlama metodları kullanımının en yaygın örneklerini, distribütör yetiştirme merkezlerinde, rap müziğinde, reklamlarda, pek çok filmde ve televizyon programında görmek mümkündür.</p>
<p>Diğer yandan Ruslar ve Amerikalılar uzaydan yere doğru holografik tasvir transferi gibi ilginç bir proje geliştirmişlerdir. Bu holografik resimler 100-150 kilometre çapında belli bir alan üzerinde görüntülenmekte<br />
ve belli amaçlara hizmet etmektedir. Nitekim, 1 şubat 1993&#8242;te Somali&#8217;de, Amerikan piyadeleri üzerine<br />
Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın 150 metrekare büyüklüğündeki çok canlı ve gerçekçi bir görüntüsü yansıtılmıştır.<br />
Askerler bundan güçlü bir şekilde etkilenmiş ve diz çökerek ağlamaya başlamışlardır.</p>
<p>Rusyalı eksperlerin fikrine göre bu tür psikotron silahlar, Amerikan ordusunun “<strong>barış misyonu</strong>!” ile bulunduğu ülkelerde kullanılabilir. Örneğin, Irak veya başka bir işgal altındaki ülkede, direnişçilere savaşmaktan vazgeçmelerini telkin eden şehitlerin holografik görüntüleri gökyüzünü sarabilir.</p>
<p>Bilim adamlarına göre, psikotronik ve psikotropik teknoloji, atom bombasından daha tehlikelidir. Onlara göre<br />
bu teknoloji, insanlardan her emri yerine getiren “<strong>zombiler üretme teknolojisi</strong>”dir. Bu, sadece bir kişiye<br />
ya                   da küçük bir gruba değil, bir etnik gruba veya bir topluma karşı kullanılabilecek çapta bir teknolojidir.</p>
<p>Bu dehşetli araştırmaları yapan bilim adamlarının ortak kanaatine göre Psikotropik ve<br />
Psikotronik silahların etkisinden korunabilenler yalnız inanç sahipleridir.</p>
<p>İnanan insanı ne hipnoz, ne de elektromanyetik dalga ile kontrol altına almak mümkün değildir. Bu çarpıcı fenomen, bütün araştırmalarda ve denemelerde yalın bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Örneğin bu<br />
denemelerden birinde hipnoz altındaki bir adama birisini öldürme emri verilmiş, ancak adam<br />
tam bıçağı saplayacakken kolluna kramp girmiştir. Demek ki, katil olmayan, etki altında da<br />
öldürmez, haramdan kendini koruyan harama yaklaşamaz, yalancı olmayan yalan<br />
söyleyemez, hain olmayan ihanet edemez, imanlı insan küfredemez.</p>
<p>“<strong>Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kim¬seler üzerinde bir hakimiyeti yoktur. Şeytanın hakimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir</strong>.”<br />
(Nahl Suresi, 99-100)</p>
<p>“<strong>İnsan Genom Projesi</strong>”nde çalışan ünlü Amerikalı araştırmacı Dr. Collins: “<strong>Mükemmel genetik yapınızda ‘Tann geni’ adı verilen bir gen olduğu ortaya çıktı. Bu geni aktif olmayanların inançsız olduğunu tesbit ettik. Fakat şimdiye kadar yaptığımız araştırmalarda. ‘Tanrı geni’nin aktif hale gelmesini sağlayan dış bir etken bulamadık. Ne çevrede olan değişiklikler ne de kalıtsal nedenler<br />
‘Tann geni’nin üzerinde etkili olmuyor. Tanrı geninin mucizevi bir şekilde aktif hale<br />
gelerek insanlarda inanç olgusunu meydana getirdiğini düşünüyoruz</strong>” şeklinde bir açıklama yaptı.<br />
Yani ancak Allah’ın isteğiyle inanç geni aktif olabilir. Aynı şekilde sadece Allah (c.c.) aktif inanç<br />
genini inaktif hale geçirebilir.</p>
<p>“<strong>Allah dilediğini saptırır, dilediğine de hidayet verir. O mutlak güç sahibidir,<br />
hüküm ve hikmet sahibidir</strong>.”                   (İbrahim Suresi, 4)</p>
<p>Nanoteknoloji ile Zihin Kontrolü</p>
<p>Nanoteknoloji ve gen teknolojisi ürünü yeni katkı maddeleri ve tıbbi ilaçlar.</p>
<p>Nanoparçacıklar: Maddenin atomik-moleküler boyutta mühendisliğinin yapılarak yepyeni özelliklerinin açığa çıkarılması ile oluşan madde parçacıklarıdır. Altın gibi değerli bir madenin bile nanoparçacık<br />
hale geldiğinde tehlikeli bir kimyasal katalizöre dönüştüğü ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Titanyumdioksit (Ti02): Dünyada en sık kullanılan mineraldir ve nanoteknolojide kullanılan üç ana maddeden biridir. Titanyumdioksit nanoparçacıklarının atom yapısı değiştirilerek, görülebilen ışık huzmesine olan tepkisi “<strong>yeniden inşa</strong>” edilmiştir. Işığın (foton) titanyumdioksit nanoparçacığına düşmesiyle birlikte, organik madde, kimyasal reaksiyon sonucu parçalanmaya başlar. Bu yapay fotosentez, bitkilerde gerçekleşen fotosenteze benzer. Fotosentez, karbondioksit ve suyun, ışığın da etkisi ile organik madde yani besin üretmesidir.<br />
Ancak, titanyumdioksit, bitkilerden farklı olarak, organik maddeleri parçalayarak karbondioksit ve<br />
suya ayrıştırır, yani tam tersi. Bunun anlamı, titanyumdioksit nanoparçacıkların, herhangi bir<br />
organik madde ya da canlı hücreye teması halinde, canlı dokunun, özellikle proteinin<br />
parçalanmasına ve proteinin fonksiyonunun değişmesine neden olan kimyasal<br />
reaksiyonu başlatabilecek korkunç bir yetenekte olduklarıdır.</p>
<p>Türkiye’de artık bütün duvar boyaları nanoteknoloji yöntemiyle ve özellikle titanyumdioksit nanoparçaçıklar<br />
ile üretilmektedir. Şu anda Türkiye&#8217;de nanoparçacıklar bütün ilaçlarda, ambalajlı hazır yiyecek ve<br />
içeceklerde, tuzda, şekerde ve unda koruyucu, beyazlatıcı veya nem tutucu olarak kullanılmakta.<br />
Ayrıca kendi kendini temizleyen kumaş ve giysiler üretilmektedir.</p>
<p>Nanoparçacıkların Canlı Organizmalara Etkisi</p>
<p>Nanoparçacıkların canlı organizmayı nasıl etkilediğini araştırmak amacıyla yapılan deneylerde kobay olarak fareler kullanıldı. Fareler bir kaç hafta boyunca havası, volfram ve kobalt nanoparçacıkları ile kirletilmiş<br />
bir bölmede tutuldu. Bilim adamları bu farelerin organizmasına karışan nanoparçacıkların organizmayı<br />
hiç bir şekilde terketmediğini ve organlarda çökelti olarak biriktiğini tespit etti.</p>
<p>Nanoparçacıklar canlı hücrenin yapısına nüfuz edebilme ve bunun sonucunda da genleri mutasyona<br />
sokma yeteneğine sahiptir. Ayrıca nanoparçacıkların bulunduğu ortamın solunmasının<br />
ciğerlere büyük                   hasar verdiği tespit edilmiştir.</p>
<p>Terliksiler (dafniya) ve balıklar üzerinde yapılan başka araştırmalarda ise bunların yaşadığı akvaryuma<br />
karbon nanoparçacıkları katıldı. İki gün sonra akvaryumdaki terliksiler hızla ölmeye başlamış,<br />
kobay                   balıkların ise beyin hücrelerinde hasarlar tesbit edilmiştir.</p>
<p>Nanoparçacıkların canlı organizmalar üzerindeki etkisini inceleyen deneyler Türkiye&#8217;de karbon nanoparçacıkların suya katılmasıyla devam etmektedir. Ancak karbon nanoparçaçıklar<br />
artık terliksilerin suyuna değil, insanların içtiği içme suyuna katılmaktadır.</p>
<p>Günümüzde Nanoteknoloji en geniş şekliyle tıpta kullanılmak üzere geliştirilmektedir. Bugün nanoteknoloji ve gen teknolojisi metodlarıyla sentetik hormon, enzim, vitamin, aminoasit gibi pek çok yeni ilaç üretilmektedir. İlaçlarla, yiyecek ve içeceklerle, tuzla ve suyla insan organizmasına giren nanoparçacıkların, insan<br />
vücudunda ne gibi kimyasal reaksiyonlara sebep olabileceği henüz bilinmiyor. Uzmanlara göre<br />
sentetik nano ilaçların vereceği fizyolojik zararların tespiti imkansızdır. Belli bir süreçte bağışıklık<br />
sistemlerinin farklı özelliklerine göre herkeste farklı fizyolojik tahribatlar ortaya çıkacak,<br />
tehlikenin büyüklüğü anlaşıldığında ise iş işten geçmiş olacaktır.</p>
<p>Psikolojik savaş ustaları insan ruhunu rehin alma stratejisini çoktan yürürlüğe koymuştur. Biz artık görünmez bir savaşın tam ortasında yaşıyoruz. Bugün ilaç, gıda, müzik, sinema, psikotronik ve psikotropik silah endüstrisinin, gen teknolojisinin ve son olarak nanoteknolojinin insanlığı vahim bir sona doğru hızla sürüklediği çok açıktır.</p>
<p>Uzaktan zihin kontrolü sınırsız bir alandır. Görüntüleme cihazlarıyla, uydudan takip ile yapılan beyin taraması süperbilgisayarlarda bir araya getirilerek insan davranışları, tüm yönleriyle, uzaktan idare edilebilir.</p>
<p>Yapay uzuvlara sahip insanlar, beyinlerine yerleştirilen bir tuz tanesi büyüklüğündeki mikroçip sayesinde robot kollarını ve bacaklarını hareket ettirebilmektedir ve bu mikroçip, o kişiyi uzaktan yönetmek için yeterlidir. Ancak mikroçip olmasa bile, beyne mikrodalgalar ve dijital dalgalar iletmek mümkündür.</p>
<p>Şu anda cep telefonları ve arabalar sürekli olarak izlenmektedir. Uluslararası büyük firmalardan satın alınan eşyalar ve giysiler RFID (Radyo Frekans Kimliği) çipleri taşımakta ve böylelikle takip edilebilmektedir. İleride, nüfus cüzdanları da RFID çipleri taşıyacaktır. Çiplere nanomoleküller ile bir nanotüp yerleştirilebilir,<br />
gerektiği zaman bu tüp hareke geçirilebilir, bu tüpün içeriği vücuda enjekte edilebilir veya planlanan<br />
herhangi bir şekilde kullanılabilir. Yani araba kullanmasak ya da cep telefonu taşımasak da<br />
yerimiz tespit edilebilir, üzerimizde taşıdığımız nanotüp uydudan veya bir bilgisayardan<br />
yönlendirilebilir ve gerektiğinde kullanılabilir. Örneğin bugün herhangi birine ait cep<br />
telefonunun radyasyonunun yükseltilmesi, ölümcül bir seviyeye getirilmesi mümkündür.</p>
<p>Bir insanın parmakizi, avuçiçi, göz irisi, yüzü, retina tabakası, el yazısı, yürüyüş ve yüz ifadesinin özelliklerinin, kapalı devre kamera sistemleri ve diğer yöntemlerle biyoölçümleri alınır ve biyoölçüm tanımlama sistemlerine aktarılabilir. Bu şekilde o insanın hastalıkları, zayıf noktaları, hafızasındaki gizli kayıtlar ve ruh hali belirlenebilir.</p>
<p>Nanoteknoloji, Zihin Kontrolünde Gelinen Son Aşama</p>
<p>Bu aşamada insan biyorobot düzeyine indirilebilir.</p>
<p>DNA molekülleri baz alınarak, bir Bio-Nanoteknolojik anahtar olan “Nanoactuator” geliştirilmiştir. Saç teli kalınlığının binde biri kadar olan nanoactuator temelde, mikroçipin minyatür bir kanalına bağlanan DNA molekülü ipliğidir ve canlı hücrelerin ürettiği doğal enerjiyi kullanarak çalışır. O anda meydana gelen<br />
elektronik sinyaller direkt olarak bilgisayara aktarılabilmekte, böylece canlı biyolojik sistemler<br />
dünyası ile bilgisayar dünyası arasında doğrudan bağlantı kurulabilmektedir. Nanoactuator<br />
aynı zamanda organizmalar arasında bağlantı kurmak için de kullanılabilir. Bu mikroçipin<br />
her dokuya, özellikle beyin dokusuna yerleştirilmesi mümkündür.</p>
<p>Bu şekilde, bilgisayardan gelen sinyaller doğrultusunda beyin kontrol altına alınabilir. Nano-nöro-bilgisayardan beyne yerleştirilen mikroçipe gelen sinyal1er beyne bir takım resimler, sesler, objeler, kokular ileterek ona programlar yükleyebilir. Böylece istekler, duygular, sevinçler ve üzüntüler, insanın yapması veya yapmaması istenenler nano-bilgisayarlar tarafından yönlendirilebilir. Ve tamamen farklı, yapay bir zihin inşa edilebilir.</p>
<p>Küçücük, birkaç molekül büyüklüğündeki nanoaktuatorlar tuza, suya, una veya herhangi bir yiyeceğe katkı maddesi olarak katılabilir veya solunan havaya serpilebilir. Sindirim veya solunum yoluyla gelen bu nanoparçacıklar vücudumuzu dolduracak, vücudun her yerine yerleşebilecekler.</p>
<p>Nano-robotlar Hastalıkları Tedavi Edebilecek</p>
<p>İnsan vücudundaki hücreler, nanorobat ve nanostrürktürler vasıtasıyla moleküler seviyede takip edilecek, kontrol edilecek ve düzeltilebilecekler. Nanorobotlar hücreleri düzeltme veya yeniden inşa etme yeteneğine sahip olacaklar. Mesela, insanda erken skleroz başladıysa, vücudundaki nanoro¬botlar hastalığın yerleştiği bölgeyi bulacak, hasta hücreleri ve damarların¬daki birikintiyi mekanik ve kimyasal yöntemlerle derhal temizleyecekler. Herhangi bir genetik hastalığı varsa, nanorobotlar hastalık ile bağlantılı geni tespit<br />
ederek, kesip atacak ve yerine yapay “sağlıklı” bir gen yerleştirecekler. Ya da insan yaşlanmaya<br />
başladığında nanorobotlar bedeninin tümünü kapsayacak bir çerçevede her hücreyi atom seviyesinde düzelterek gençlik çağına geri döndürebilecekler. Ve insan her zaman 20-30 yaşında görünecek.</p>
<p>Binlerce Yıl Önce Ölmüş Varlıklar Diriltilebilecek</p>
<p>Ameliyatlar organlarda değil moleküler seviyede yapılacak ve insan fiilen ölümsüz olacak. Şayet vücudundaki robotlar hastalığına çözüm getiremezse, robotlar yeraltında ya da uzayda bulunan “<strong>Merkezi Tıp Bilgisayarı</strong>”na ulaşarak ondan yardım isteyecekler. Merkezi Tıp Bilgisayarı ise bütün sağlık problemlerine çözüm bulabilecek kapasitede olacak. Hatta kriyonik metot ile yıllar önce dondurulan insanların hücreleri<br />
milyonlarca nanorobot tarafından onarılacak ve diriltilecek. Bu şekilde binlerce yıl önce ölmüş<br />
fakat cesedi bir şekilde korunarak tamamen çürümemiş varlıklara, bitki, mikrop, sinek,<br />
böcek, balık, hayvan veya insanlara yeniden hayat verilecek.</p>
<p>Bütün İnsanların Beyinleri Tek Beyin Haline Gelecek</p>
<p>İnsan vücudundaki fizyolojik işlemleri ve kişisel iradeyi elde tutabilen bu nanobilgisayarın en geç 2050 yılına doğru üretilmesi planlanmıştır. Ancak, nanobilgisayarı ilk üreten olmak için gelişmiş ülkeler arasındaki yarış sürmektedir. Dolayısıyla bu nanobilgisayar planlanan tarihten çok daha önce üretilecektir. Çünkü bu bilgisayara ilk hangi ülke sahip olursa “belirli bir insan”ın beynini bilgisayara yükleyecek ve vücutlarına birer alıcı niteliğindeki nanoparçacıklar yerleştirilerek, önceden hazırlanmış olan bütün insanların beyinlerini bu bilgisayarla yönetecek. Böylece bütün insanların beyinleri tek beyin haline gelecek.</p>
<p>“Ol” Dendiğinde İstenilen Şey Hemen Varolacak</p>
<p>Bütün dünyayı saracak olan, bir kaç molekül büyüklüğündeki nanorobotlar, kendi kendilerine hızlı bir şekilde çoğalabilecekler. Herhangi bir organik veya inorganik maddeyi atomlarına kadar çözebilecekler.<br />
Sonra da bu atomlardan yeni bir madde veya istenilen herhangi bir eşyayı, hemen hemen<br />
herşeyi yeniden inşa edebilecekler. Nanorobotlar insan sesi veya düşüncesi ile yönetilecekler.<br />
“<strong>Ol</strong>” dendiğinde istenilen şey hemen varolacak!</p>
<p>&#8220;<strong>Hiç Şüphe Yok Deccal Çıkacak</strong>&#8221;</p>
<p>Bütün bu gelişmeler insana çok cazip gelebilir, bunda hiçbir mahzur görmeyebilir.<br />
Ancak Peygamberimiz (s.a.v.) iki farklı Hadis-i Şerif&#8217;te şöyle buyuruyor:</p>
<p>“<strong>Hiç şüphe yok Deccal çıkacaktır. Deccal’in yanında cenneti ve cehennemi vardır.<br />
Onun cehennemi cennet, cenneti cehennemdir</strong>.”</p>
<p>“<strong>Körleri ve abraşlıları (ağır hastalan) iyi eder. Ölüleri diriltir ve ‘Ben Rabbinizim’ der. Kim onu tasdik ederse fitne-i Deccale düştü. Kim de ‘Rabbim Allah’ der ve böyle ölürse o zaman<br />
Deccal’in fitnesine düşmemiş olur ve ona bir daha fitne ve azab yoktur</strong>.”</p>
<p>Allah (c.c.) bize verdiği, hayır ile şer arasındaki seçim hakkını son nefesimize kadar korumaktadır.</p>
<p>“<strong>O (şeytan) sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın,<br />
eğer mümin iseniz, benden korkun</strong>.” (İsra Süresi, 64)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.okyanusum.com/zihin_kontrolu.html">http://www.okyanusum.com/zihin_kontrolu.html</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nerdenbileceksin.com/zihin-kontrolu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teşekkürler Hz. Muhammed S.A.V</title>
		<link>http://www.nerdenbileceksin.com/tesekkurler-hz-muhammed-s-a-v/</link>
		<comments>http://www.nerdenbileceksin.com/tesekkurler-hz-muhammed-s-a-v/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2011 09:48:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf - Sufi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nerdenbileceksin.com/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[Teşekkürler Hz. Muhammed S.A.V  Düşünüyordum da, eğer o muhteşem zatı hiç tanımasaydım hayatım nasıl olurdu. Muhtemelen kendimi büyük bir çıkmazda ve hayat boyu doyuruculuktan uzak teoremler içerisinde bulurdum. Neticede araştırmacı ve sorgulayıcı bir kişiliğe sahibim, karmaşık ve büyük sorularda mutlaka aklıma gelecekti ki bu halde bile geliyor. Ben neden varım, nerden geldim, nereye gidiyorum, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Teşekkürler Hz. Muhammed S.A.V</strong></p>
<p style="text-align: left;"> Düşünüyordum da, eğer o muhteşem zatı hiç tanımasaydım hayatım nasıl olurdu. Muhtemelen kendimi büyük bir çıkmazda ve hayat boyu doyuruculuktan uzak teoremler içerisinde bulurdum. Neticede araştırmacı ve sorgulayıcı bir kişiliğe sahibim, karmaşık ve büyük sorularda mutlaka aklıma gelecekti ki bu halde bile geliyor. Ben neden varım, nerden geldim, nereye gidiyorum, bu soruları neden soruyorum, sorular çoğaltılabilir. Şimdi gelelim tanımadan olası yaşam seneryomuza.</p>
<p style="text-align: left;">Gömülüp gidecektik bu karmaşık sorular içersinde, cevapları ararken çeşitli dinlere sürüklenecektik, çünkü bu soruların cevabı bilimde yok. Dinler bizi karmaşaya, belkide isyana itecek, doyurucu bir cevap bulamayacaktık, muhtemelen en mantıklı gelen budha olurdu, uzak doğu dinlerini araştırmaya başlayıp onların içerisinde doğru yolu bulduğumuza inanırsak eksik kalacaktık. Belki sapıtacaktık. Bu sorular beynimizi yiyecek bizi hayattan soğutacaktı. Belki akıl hastası olurduk, yada boşverip bulunduğumuz ortamın dayatmalarına boyun eğerdik. Neticede yaşama amacımızı bulamayacağımız için hep belli bir noktada kalıp sonsuz döngüler ile çıkmaza saplanıp kalırdık. Belkide ilerleyip kapıyı bulurduk, ama öyle bile olsa kapı üzerinde anahtar yok, anahtarı aramak için yürüyecek bir yol bile bulamayacaktık. Resullük bizde irsal olmadığı sürece kapının önünde ağlayıp sızlayacak ömrümüzü tüketecektik.</p>
<p style="text-align: left;">O muhteşem insandan sonra ömür çürütmeğe gerek kalmadı. O bize ışık oldu yol oldu yolda yardımcı oldu. Aratmadı buldurdu, ağlatmadı güldürdü, onun sayesinde kapı bize hiç kilitlenmedi hep açık kaldı, onun vesilesi ile kapıdan girdik o sonsuz okyanusa, bulun burada artık istediğinizi alın dedi sebildir benden size. Allah dedi anlattı, gösterdi. Halife dedi vasfı vakisine iade etti. Teşekkürler sana çok teşekkürler, Allah ve vesilesi ile sana teşekkürden aciziz ancak fanilik işte, bize zuhur eden bu muhteşem duygunun en iyi ifadesi bu; çok teşekkürler. Allah seni kalp’te ve aşk ile şuurda hisstmeyi bize nasip etsin. Yaratılanlar arasında en şereflisi en güzeli, bilinen bütün güzelliklerin en olanı sana çok teşekkürler. Sallallahu ala Muhammed Sallallahu aleyke Ahmed.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nerdenbileceksin.com/tesekkurler-hz-muhammed-s-a-v/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“YAĞ” ve “ŞEKER”</title>
		<link>http://www.nerdenbileceksin.com/yagveseke/</link>
		<comments>http://www.nerdenbileceksin.com/yagveseke/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Oct 2011 11:07:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nerdenbileceksin.com/?p=123</guid>
		<description><![CDATA[“YAĞ” ve “ŞEKER” Eğer hayvan merada %100 yeşillikle besleniyorsa, asla başka yabancı gıda  almıyorsa, o tereyağı dünyanın en iyi yağıdır. Zeytinyağından da iyidir. Ama  marketten satın aldığınız tereyağı ahırda beslenen, pancar küspesi, mısır  silajı veya başka tahıllarla beslenen hayvanların yağıdır… Sizin sağlığınızı  korumak için ne yediğinize bakmanız lazım. İşte temel hatalardan biri yağ  seçimi. Biz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“YAĞ” ve “ŞEKER”</strong></p>
<p><strong>Eğer hayvan merada %100 yeşillikle besleniyorsa, asla başka yabancı gıda  almıyorsa, o tereyağı dünyanın en iyi yağıdır. Zeytinyağından da iyidir. Ama  marketten satın aldığınız tereyağı ahırda beslenen, pancar küspesi, mısır  silajı veya başka tahıllarla beslenen hayvanların yağıdır…</strong><br />
Sizin sağlığınızı  korumak için ne yediğinize bakmanız lazım. İşte temel hatalardan biri yağ  seçimi. <strong> </strong></p>
<table width="670" border="0" cellspacing="0" cellpadding="5">
<tbody>
<tr>
<td width="350" height="244"></td>
<td align="center" width="320"><strong>Biz ayçiçek yağı, mısırözü yağı, margarin </strong><strong><br />
</strong><strong>veya endüstriyel tereyağı yediğimiz sürece </strong><strong><br />
</strong><strong>hasta olmaya mahkumuz.</strong>Elimizde iki tane yağ  var şu anda. Bir, zeytinyağı; iki, %100 mera sütünden yapılmış tereyağı. Peki  fındık yağını nereye sokacağız? Bu liste içinde bakın fındık yağının yağ asit  içeriği, yani temel yağ bileşimi zeytinyağına çok yakındır. Hasta edici bir yağ  değildir. Ama zeytini sıkıyorsun, yağını elde ediyorsun.Fındığı eziyorsun,  püre haline getiriyorsun, 80 dereceye ısıtıyorsun, eter katıyorsan, yağını öyle  elde ediyorsun. Hangisi tercih edilir? Zeytinyağı tabii ki. Yani fındık yağını  eve sokmanın bir alemi yok. Ha zeytinyağının tadına hiç tahammül edemiyorsan o  zaman rafine zeytinyağı kullanabilirsin. O da işte fındık yağıyla aynı yöntemle  elde edilir. Yani <strong>piyasa değeri olmayan, çok koyu, kokulu  zeytin yağlar fabrikaya gönderilir. Onlar da 70-80 dereceye ısıtılır; sonra da  eter katılır; yağ elde edilir. İlk etapta rafine zeytin yağı elde edilir. Hiç  kokusu yoktur, hiç tadı yoktur. </strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Eğer bu rafine zeytin yağına, %5 oranında sızma  zeytin yağı katarsanız, o zaman riviera tipi zeytinyağı elde etmiş olursunuz.</strong> Hani marketlerde  görüyorsunuz ya, o fabrika eseri bir yağdır; ayçiçekle filan karışmış değildir. <strong>Saf zeytinyağıdır. Ama neden yoksundur biliyor  musunuz? Sızma Zeytinyağında var olan antioksidanlardan yoksundur. Çünkü  oksitlenme, yani paslanma bütün bizim hastalıkların temelindeki ana unsurdur. </strong><strong>Nasıl açık havada bırakırsan demiri yağmurda paslanır,<br />
</strong><strong>ama biz ne yaparız,   antipas diye bir boya  süreriz paslanmasın diye. </strong><strong></strong></p>
<p><strong>Vücudumuzun da antipasları vardır. </strong><strong>Bunlara biz antioksidan diyoruz. </strong><br />
Antioksidanları  ağırlıklı olarak sebze-meyvelerden elde ediyoruz. Zeytinyağı antioksidanlardan  çok zengindir<br />
ve kalp hastalıklarına karşı koruyuculuğu önemli oranda  antioksidanlardan dolayı kaynaklanmaktadır.<br />
Ama biz onu ısıttığımız zaman,  rafine zeytinyağı elde ettiğimiz zaman, bu unsurları geniş ölçüde kaybediyor.<br />
O  yüzden mümkün mertebe sızma zeytinyağı kullanmalıyız ve çocuklarımıza da bu  tadı alıştırmamız lazım.</p>
<p>İkinci temel hatamıza  geçmeden birincisi olan yağ seçimini özetlersek, daha Evliya Çelebi’nin  seyahatnamesinin Trabzon bölümünde, hamsinin zeytinyağı ile kızartıldığının  tarifi vardır. Sen 500 sene önce bu topraklarda<br />
bunu biliyordun. Ama biz, dış  etkilerle doğruyu unutturulduk ve yanlışlara sürüklendik. İşte o<br />
yanlışlıklar  bizi hastalıklara sürüklüyor. Zaten dünyada bir tek Akdeniz yöresinde  yetişiyor.<br />
Şimdi Arjantin’de, Çin’de zeytin ağacı yetiştirilmeye çalışılıyor.  Biz toprağındayız. 5.000<br />
yıldır bu topraklarda zeytinyağı kullanılıyor. Ne olur  biraz özümüze geri dönelim.</p>
<p><strong>İkinci büyük hata şeker.</strong> Hayatımızda şeker, insanlık tarihi itibarıyla  bakarsanız çok yeni bir olgu.<br />
<strong>Peki şeker bir besin maddesi midir? </strong><strong><br />
</strong><strong>Değildir.</strong><br />
Çünkü besin maddesini  nasıl tanımlıyoruz? İnsanın bedensel ve ruhsal işlevlerini ve çoğalmak için,<br />
yani neslini sürdürmek için gerekli maddelere biz besin maddeleri diyoruz.  Şeker,<br />
insanın herhangi bir işlevini yerine getirmek için gerekli mi?</p>
<p><strong>Evet. Beyin glikozla çalışıyor.</strong><br />
<strong>Omurilik hücreleri glikozla çalışıyor. </strong><br />
<strong>Eritrosit dediğimiz alyuvarlar glikozla çalışıyor. </strong><strong><br />
</strong><strong>Enerji kaynağı olarak glikozu kullanıyor. </strong><strong><br />
</strong><strong>Peki dışarıdan şeker alıp da daha akıllı  olan bir insan gördünüz mü? </strong></p>
<p>Hani beyin glikozla  çalışıyor ya, şeker yediği için daha akıllı olan bir insan gördünüz mü? Veya  sperm,<br />
enerji kaynağı olarak früktozu kullanıyor. Meyve yiyip de daha müthiş  erkek olanı gördünüz mü? Çünkü; <strong> </strong><br />
<strong>insanın gereksinimi olan glikozu da früktozu da </strong><strong>vücut kendisi üretiyor. </strong><strong>Dışarıdan asla<br />
alınmasına gerek yok. </strong><strong>Dolayısıyla biz şeker yediğimiz zaman </strong><strong><br />
</strong><strong>tamamen sadece damak zevkimiz için  yiyoruz. </strong><strong><br />
</strong><strong>Asla hiçbir bedensel ihtiyacımız yok. </strong></p>
<p>O yüzden şekere boş  kalori denir. Yani gereksiz yere aldığımız kalori. E bugün bakın şimdi son bir  hafta içinde yediklerinize, ne kadar boş kalori aldınız? Çok… Niye?… Hasta  olmak için, Sadece hasta olmanıza katkıda bulundu. <strong>Bir de son zamanlarda pancardan elde edilen şeker de bir yana bırakıldı;  daha<br />
ucuz olsun diye mısırdan elde edilen şeker kullanılmaya başlandı.  Fruktozdan<br />
zengin mısır şurubu. Ne yazık ki, bizim gıda tüzüğümüzde farklı  şekerlerin<br />
farklı adlandırılması zorunluluğu yok.</strong> Şeker şekerdir  mantığıyla ister nişasta<br />
bazlı şeker yani mısır nişastasından elde edilmiş  şeker olsun ister pancar şekeri ister …<br />
şekeri olsun hepsinin üstünde şeker  yazılması yeterli. Halbuki<br />
<strong>mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu, </strong><strong><br />
</strong><strong>aynı miktar kaloride bile olsa normal  şekere göre </strong><strong><br />
</strong><strong>% 46 daha şişmanlatıcı. </strong></p>
<p><strong> </strong>Özellikle karın bölgesi yağlanmasına yol açıyor. Bu bilimsel olarak  kanıtlandı.<br />
Dünyanın en saygın  üniversitelerinden biri, Amerika’da bir teknik üniversitenin bir öğretim  üyesinin sözünü ödünç alarak size söylemek istiyorum  “Yaşadığımız çağ,  akademik kapitalizm.” Yani sermaye sahiplerinin akademisyenleri satın alması  sonucu, toplumla paylaşmak istediklerini akademisyenlere söylettirdikleri  çağdayız.. Yani satılmış insanların çağı. Satılmış bilim insanlarının  çağındayız.</p>
<p><strong>Üçüncüsü ise karaciğer yağlanması. Ama ne tür bir yağlanma? Alkolizm dışı  bir yağlanma. </strong>O yüzden biz buna alkol dışı karaciğer yağlanması deniyor. Ve alkol dışı  karaciğer yağlanması, özel tipli bir siroza<br />
neden oluyor. Atatürk’ün öldüğü  siroz hastalığı var ya. Özel bir tipte siroz hastalığı, kriptojenik siroz<br />
deniyor buna. Amerika’da son otuz yıl içinde üç kat artan karaciğer kanserinin  de kriptojenik<br />
siroz sonucu olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Yani sonuçta <strong>Amerika’da son 30 yılda üç kattan fazla                       görülen karaciğer kanserinin sebebi  mısır şurubudur. Bu, bu kadar açıkken                      bizim bakanlığımız dün yaptığı açıklamada  hiçbir bilimsel<br />
kanıt sunulamamıştır                       diyor. Benim 110 tane bilimsel yayın  kullanarak yazdığım, on yedi<br />
sayfalık raporu da çiğneyerek bunu yapmış. 17  sayfalık rapor gönderdim onlara.<br />
110 tane de literatür ekledim. Ama <span style="text-decoration: underline;">neoliberalizmdeki  iktidarlar sermayenin<br />
iktidarıdır; vatandaşın iktidarı değildir. Yurttaşın iktidarı  değildir&#8230;</span></strong></p>
<p><strong>Ne olur çocuklarınızı mısır şurubundan uzak tutun. </strong><strong>Hem şekerden uzak tutun ama özellikle de  yani gofret, bisküvi kek</strong><strong>dışardan alacağına az şekerli bir keki  evde kendin yap.</strong><strong>Yani ambalajlı bir ürün sunmayın  çocuklarınıza. </strong><strong>Bugün gıda sanayisinde </strong><strong>sadece ve sadece </strong><strong>aksi belirtilmediği takdirde </strong><strong><br />
</strong><strong>mısır şurubu kullanılıyor. </strong><strong>Dondurmalarda o kullanılıyor, </strong><strong>hazır aldığınız baklavanın şerbeti </strong><strong><br />
</strong><strong>bile mısır şurubundan.</strong></p>
<p><strong> </strong>Kartal’da onun fabrikası var Ülker’le Cargill firmalarının ortak kurdukları  bir fabrika. Baklava şerbeti bile oradan geliyor. <strong>Çocuklarınıza illa tatlı bir şey yedirecekseniz, ne olur evde kendiniz  yapın ve<br />
olabildiğince az şekerli yapın. Çünkü total olarak da şeker zararlı  zaten, yani; </strong><br />
<strong>insanın </strong><strong>zarar görmeden günde tüketebileceği </strong><strong>şeker miktarı 30 gram<br />
dolayındadır. </strong><strong>30 gram, 8 kesme şekeri yapar. </strong></p>
<p><strong>Ama bu şekerin içinde ne yazık ki meyve de var, bal da var, yani siz  kahvaltıda bir tatlı kaşığı bal yediyseniz, hakkınız 7 ye düştü. Bu hakkınızı  ağırlıklı olarak meyve olarak değerlendirin. </strong>Eğer bugün hiç şeker yememişseniz, bal  dahi yememişseniz, çayınıza hiç şeker koymamışsanız, başka hiçbir şeker kaynağı  da yoksa, 8 kesme şekerin karşılığı 300 gram portakal veya 300 gram elma veya  400 gram kiraz veya vişne veya 100 gram kadar muz, incir veya üzüm  yiyebilirsiniz. Ama sadece 100 gram. Yani mandalina zamanı koy hanım önüme bir  kilo mandalinayı ben bunu yiyeyim bu sağlıklı değil. Siz sınırsızca sebze  yiyebilirsiniz ama meyve sınırlı yemeniz lazım. Meyvenin fazlası da  şişmanlatır. Ve zararlıdır, karaciğer yağlanması yapar….. Yani meyve tek başına  bile hem karaciğer yağlanması, hem karın tipi şişmanlık yapabilir. Karın tipi  şişmanlığın çok özel bir yeri vardır. Bağırsak çevresindeki iç organların  çevresindeki yağlar hormonal etkin yağlardır ve bu hormonal etkin yağlar ne  yazık ki kanser oluşumunda da, kalp-damar hastalığı oluşumunda da etkindir.</p>
<p>O  yüzden <strong>eşit bir şişmanlık, yani kollar bacaklar  her taraf eşit ama karın büyümemiş. Bu şişmanlığa çok itirazım yok.</strong> <strong> </strong><strong>karın tipi şişmanlık </strong><strong>eşittir şeker hastalığı, </strong><strong>eşittir kalp hastalığı, </strong><strong>eşittir kanser. </strong></p>
<p><strong> </strong>O yüzden göbekler inecek. Göbekler inmediği sürece sağlıklı olma şansımız  yok. Göbekleri indirmek içinde şekerden uzak duracağız. Çünkü <strong>en çok karın tipi şişmanlık yapan früktozdur</strong>. Bizim yediğimiz pancar  şekerinin de yarısı früktozdur. Yediğimiz meyvenin şekerinin de yarısı  früktozdur. Biz früktozu azaltmak zorundayız. Karın tipi şişmanlığı,  dolayısıyla kalp hastalığı, kanser, inme gibi hastalıklardan kurtulmak<br />
istiyorsak karnımız inecek.</p>
<p>-<strong> Esmer şeker hakkında ne  düşünüyorsunuz</strong>?</p>
<p>- Bakın bütün şekerler esmerdir. Üretim aşamasında karamelize olur. O yüzden  esmerdir ama yıkandıkça üzerindeki karamel atılır, rafine edildikçe beyazlaşır.  Yani senin dediğin <strong>esmer şeker, yediğin<br />
beyaz şekerin  üretimdeki bir önceki aşamasıdır. Sadece ticari bir tuzak.<br />
Daha yüksek fiyata  satabilmek için ticari bir tuzak……</strong></p>
<p>Şimdi karaciğer  yağlanmasının önemli bir bölümü selim seyredebilir. Yani her hangi bir sorun  yaratmadan da insan ömrünü bununla sürdürebilir. Ama bir bölümü yine hatalı  beslenmenin devam etmesi koşuluyla, yağlı karaciğer iltihabına dönüşebilir. <strong>Alkol dışı yağlı karaciğer iltihaplanmasıdır bu hastalığın adı.<br />
Ciddi  karaciğer yetersizliği, siroz karaciğer kanseri aşamasıdır.</strong></p>
<p>Bazen yağlı karaciğer                      iltihabı olmadan da sadece yağlı karaciğer aşamasında da bazı hastalıklar  çıkabilir ama yağlı karaciğeriniz varsa iki yol var sizin önünüzde; biri  nispeten hayatınızı idame edeceğiniz bir yol öbürü<br />
de ölümdür. O yüzden ne  yapıp yapıp karaciğer yağlanmasını tedavi ettirmelisiniz. Bunun da temelinde<br />
şekeri tümüyle sıfırlamanız geliyor. Ancak iki yıl gibi bir süre içinde  toparlayabilirsiniz……</p>
<p><strong>Şeker kesmeyi dile getirdiğimiz zaman </strong><strong>karaciğer yağlanması açısından, </strong><strong>o zaman nişastayı da kesmemiz lazım. </strong><strong>Çünkü nişasta, daha ağzımızda çiğnendiğinde tükürükle glikoza<br />
dönüşür.  Şekerdir; yani nişasta da şekerdir.</strong></p>
<p>- <strong>Kolesterolün karaciğer  yağlanmasıyla bir ilgisi var mı</strong>?<br />
- <strong>Kolesterol olmazsa hayat olmaz. Bütün hormonlarımızın  ham maddesi kolesteroldür. O yüzden zaten anne sütünde kolesterol çok  yüksektir. </strong>Çocuğun hormonlarının üretilmesi için başlangıçta anneden aldığı  kolesterole ihtiyacı vardır.</p>
<table width="670" border="0" cellspacing="0" cellpadding="5">
<tbody>
<tr>
<td width="350" height="407"><img src="imgs/beslenme3.jpg" alt="" width="343" height="365" border="0" /></td>
<td align="center" width="320"><strong>Kolesterol masum bir maddedir. </strong><strong><br />
</strong><strong>Ama oksitlenirse oksikolesterole dönüşür </strong><strong><br />
</strong><strong>ve damar sertliği yapar. </strong><br />
<strong>Peki oksitleyen ne? </strong><strong>Şeker.</strong>Yedikten sonra şeker  trigliseride dönüşür. Yağdır o ve o trigliseritten kolesterolü oksitleyerek  damar sertliği yapar bir.<br />
İki;                            <strong>ayçiçeği yağı, </strong><strong>mısır özü yağı </strong><strong>veya margarinden </strong><strong>elde edilen trans yağ asitleri </strong><strong><br />
</strong><strong>kolesterolü oksitler ve böylece </strong><strong><br />
</strong><strong>damar sertliği oluşur.</strong>Üç, yapay yemle beslenen  hayvanların sütünde de iç yağı vardır. Damar sertliği yapıcı doymuş yağ  asitleri vardır, bunlar kolesterolü oksitler ve hasta eder bizleri. Şimdi  hayvanın merada otlarsa ayçiçeği yağı mısırözü yağı margarin kullanmazsan  şekeri de azaltırsan senin damar sertliği olma şansın kalmıyor. Kolesterolün ne  olursa olsun. Ama bu bilgi kolesterol ilacı üreten Amerikan şirketlerinin işine  gelmiyor.<br />
<strong>yılda sadece kolesterol ilacı satımından</strong><strong><br />
</strong><strong>50 milyar dolar elde ediyorlar. </strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>O yüzden de Amerikan  tıbbı bize ne emrediyor? Kolesterol ilacı ver diyor. Bakın gazetelere yansıyan  bir gerçek var. Nasıl bizim Sağlık Bakanlığımız bir bilimsel kurul kurdu,  Amerika’da da böyle bir bilimsel kurul kuruldu ve “Normal kolesterol düzeyi  kaçtır?” sorusuna bilim kurulu yanıt versin istendi. Ve de normalin çok altı  bir<br />
değer, 200 mü kabul ediliyor normal,150 gibi bir değer ileri sürdüler.  Sonradan ortaya çıktı ki bilim<br />
kurulunda yer alan 9 öğretim üyesinin dokuzu da  ilaç şirketlerinden rüşvet almışlar.</p>
<p>- <strong>Hocam kızartmalarda ne  tip yağ kullanmak gerekir</strong>?</p>
<p>- <strong>Kesinlikle zeytinyağı, kesinlikle</strong>.</p>
<p>-<strong> Peki, zeytinyağının yanma derecesi ayçiçeği yağından yüksek midir</strong>?</p>
<p>- 240 derece, ayçiçeği yağından çok daha yüksektir. Tava ısısı normal şartlarda  180 dereceyi çok az aşar.<br />
O yüzden rahatlıkla zeytinyağını kullanabilirsiniz  ama dumanlaşma derecesi diye teknik jargonda adlandırılır <strong>sızma zeytinyağını kullandığınız zaman çok daha düşük derecelerde  dumanlanma görürsünüz.<br />
O su buharıdır. Su buharıdır ve içindeki bazı organik  maddeler yanar, koku maddeleri tat<br />
maddeleri yanar. O yüzden o, yağın yandığı  anlamında değildir. Ne olur yanılmayın.<br />
Yağ yanmıyor. İçindeki bazı koku, renk  maddeleri yanıyor. 240 dereceye<br />
kadar dayanan bir yağdır……</strong></p>
<p><strong>- Bir dinleyicinin elindeki pet şişeden su içtiğini gören hoca,</strong><br />
<strong>- Şimdi içtiğiniz su ile neler elde ettiğinizi de  gözden geçirelim ve bu günkü toplantıyı kapatalım. </strong><br />
<strong>O polietilen tereftalat maddesinden üretilmiş </strong><strong>yani pet şişenin içindeki stalatlar </strong><strong>suyun içine<br />
karışmış bulunuyor. </strong><strong>Ayrıca o plastiği yumuşatmak için </strong><strong>antimon denen bir ağır metal  kullanılmıştır </strong><strong><br />
</strong><strong>o da suyun içine karışıyor </strong><strong>dolayısıyla siz hem stalat, </strong><strong>hem de antimon içmiş oldunuz şu anda. </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Peki, ne yapar bunlar size?</span></strong></p>
<p>Bunlar hormon bozucular diye geçer. Sizin  vücudunuzda bir takım hormonal bozukluklar yaratır. Bu hormonal bozuklukların  bir bölümü, örnek, östrojen etkisini göstererek 5 yaşında çocukların adet  görmesine sebep<br />
olur. <strong>İki buçuk yaşında bir çocuk getirdiler  Lüleburgaz’dan adet görüyor. </strong>İki buçuk yaşında.<br />
Hamile bir kadın  östrojen etki gösteren bir hormonal bozucuyu aldığı zaman, o madde <strong>özellikle<br />
bu 19 litrelik su bidonlarında onlar polikarbon denen bir  plastiktir ve ham madde<br />
olarak Bisfenol-A denen bir maddeden üretilir.  Bisfenol-A’nın meme kanseri<br />
yaptığı 1930 yılından beri bilindiği halde ve 130  tane bilimsel yayın olduğu<br />
halde bunun hakkında hala biz o bidonlardan su  içmeye mahkum bırakılıyoruz. </strong></p>
<p>Bisfenol-A hamile bir kadının karnındaki  çocuğun beynindeki cinsiyet ayrım merkezine gittiğinde <strong>çocuğun homoseksüel olma olasılığı çok yükseliyor. Meme kanseri riski çok  yükseliyor erkekse prostat kanseri riski normal bunla temas etmemiş insana göre  3 kat artıyor. </strong><br />
<strong>Yani musluk suyu için Allah aşkına.</strong></p>
<p>-Arıtıcılar hocam?</p>
<p>- Paranız varsa arıtıcı kullanın. Ama paranız yok arıtıcı alamıyorsunuz, musluk  suyu için.<br />
<strong><br />
Musluk suyu </strong><strong>İstanbul’da kullandığınız </strong><strong>plastik şişedeki su hangisi olursa olsun </strong><strong><br />
</strong><strong>100 kat iyidir. </strong></p>
<p>İSKİ’nın her ay  İstanbul’daki bütün su havzalarının sağlık raporları internette yayınlanıyor.  Biz geçen sene NTV’de bir su programı yapmıştık ve NTV Yıldız Teknik  Üniversitesinde piyasadan topladığı suları<br />
bakteriyolojik incelemeye gönderdi.  Hepsinde mikrop çıktı. Hepsinde istisnasız. Yani siz sağlıklı<br />
olsun, temiz  olsun çocuğum mikropsuz su içsin diye mikroplu suyu paranızla içiyorsunuz.</p>
<p>Bıraktım vazgeçtim mikroptan, kanser yapıyor.  Almanya’da geçen sene ocak  ayında Avrupa birliğinin gıda güvenliği merkezi vardır EFSA ocak 2010a kadar  Bisfenol_A’nın sağlık sakıncası olmadığını iddia ediyordu.<br />
Ama toplum  baskısıyla mayıs ayında biz bu işi araştıracağız dediler ve ekim ayında  biberonlarda<br />
Bisfenol-A’nın kullanımını yasakladılar. Tamam, da biberonda  yasakladın e çocuğuna<br />
Bisfenol-A’lı su bidonundan su katmıyor musun mamasını  hazırlarken?<strong><br />
Isı ve zaman etkisiyle plastiğin defalarca  kullanılmasıyla Bisfenol-A’nın suya geçiş oranı çok artıyor. Şimdi su ısınmaz  ki diyeceksiniz. Arizona’da yapılan bir çalışmaya göre şehirlerarası su nakli  sırasında kamyon içerisindeki su 80 dereceye kadar ısındığı saptanmıştır. 80  dereceye<br />
ısınan su o plastikten ne kadar madde çözüyor biliyor musunuz? Sizi de  sülalenizi<br />
de kanser etmeye yeter. Antalya’da yazın açık havada duran suyun  derecesi kaç<br />
acaba? Banyo bile yapamazsın o kadar sıcak suyla. Ne olur musluk  suyu kullanın.<br />
Bırakın şu plastikleri.</strong></p>
<p>- <strong>Hocam bazı yiyecekleri  plastik poşetlere koyup buzluğa atıyoruz . bu da sakıncalı mı</strong>?</p>
<p>- Şimdi bakın naylon folyo polietilen denen bir maddedir ve polietilenin bu  güne kadar bir sağlık sakıncası saptanmamıştır. Daha büyük sorun yoğurt  kapları. Mesela <strong>bazen çay içiyoruz köpük gibi<br />
bardaklardan  veya uçağa bindiğimizde şeffaf cam gibi çıt diye kırılan plastik<br />
bardaklar var  hem o polystryne hem köpük gibi olan bardaklar da polystryne<br />
onlardan stryne  çayımıza geçiyor o da kanser yapıyor.</strong></p>
<p>Şimdi plastik yoğurt  kaplarında, ben anlata anlata zannediyorum bazı firmalar artık polipropilen  kullanmaya başladı. <strong>Kabın altına baktığımız zaman veya yanına  baktınız zaman bir üçgen göreceksiniz.<br />
Üç oktan oluşan bir üçgen. Bu geri  dönüşüm işaretidir. O üçgenin içinde bir sayı yazar.<br />
5 numara polipropilendir  altında da zaten PP yazar. Yoğurt alırken artık markaya<br />
göre değil kullandığı  plastiğe göre tercihinizi yapın. Ben her yoğurt almaya<br />
gittiğimde maalesef aynı  firma farklı marketlere farklı plastik gönderebiliyor.<br />
Daha ucuz marketlere adi  plastiklerde, lüks semtlerdeki marketlere<br />
daha kaliteli plastikte gönderiyor.  Ne acı. Yani ayırım yapıyor.</strong><br />
- <strong>Yani hocam üçgenin içinde 5 mi yazması lazım?</strong></p>
<p><strong>- Evet polipropilen</strong><br />
- 1,5 litrelik su  şişelerinde 1 yazıyor.<br />
- Evet, işte o PET polietilen tereftalat, kötü, 1 numara kötü. Evde 19 litrelik  bidonların altına bakın.<br />
Onda da 7 yazar. 7 diğer plastikler anlamına gelir.  Diğer plastiklerin içinde 6-7 farklı plastik vardır<br />
bunlardan bir tanesi de  polikarbondur onun için üçgenin altında PC kısaltması vardır.<br />
Bu günlük de bu kadar…..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Prof. Dr. Kenan Demirkol</p>
<p>Alıntı : <a href="http://www.okyanusum.com/beslenme_aliskanliklarimiz.html">http://www.okyanusum.com/beslenme_aliskanliklarimiz.html</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nerdenbileceksin.com/yagveseke/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konuşamıyorum</title>
		<link>http://www.nerdenbileceksin.com/konusamiyorum/</link>
		<comments>http://www.nerdenbileceksin.com/konusamiyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 08:42:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nerdenbileceksin.com/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[Bir gariplik var bünyede, insanlar ile konuşmaya çalıştığımda beklemediğim bir tepki ile karşılaşıyorum. Tabi kimse tepkisini söylemiyor. Benimki sadece bir hissiyat ama çevremde beni eleştirmesini beklediğim insanlar tarafından da doğrulanınca hislerimde yanılmadığımı anladım. Ego, bencillik, küçük görme gibi en nefret ettiğim vasıflar bize adlediliyor. Aslında bir süredir bunun farkındayım ve konuşurken olduğum gibi ağzıma geleni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gariplik var bünyede, insanlar ile konuşmaya çalıştığımda beklemediğim bir tepki ile karşılaşıyorum. Tabi kimse tepkisini söylemiyor. Benimki sadece bir hissiyat ama çevremde beni eleştirmesini beklediğim insanlar tarafından da doğrulanınca hislerimde yanılmadığımı anladım.</p>
<p>Ego, bencillik, küçük görme gibi en nefret ettiğim vasıflar bize adlediliyor. Aslında bir süredir bunun farkındayım ve konuşurken olduğum gibi ağzıma geleni değilde; tartarak, ayıklayarak yavaş ve karşıdakine bu kötü diye adleddiğim vasıfları yansıtmamaya çalışıyorum. Aslında bu vasıflara sahip olmadığımı düşünsemde insanlardan gelen bu hissiyat beni ciddi manada sorgulamaya itiyor. Araştırdığımda, söyldiklerimin yanlış anlaşıldığını görüyorum. Yani aslında sıkıntı uslüp, bu uslübu değiştirmedikçe insanların benim hakkımdaki düşüncesi böyle olacak sanırım, ben ne kadar dikkat edersem edeyim. Zaten dikkat ederek konuşmak gerçekten çok yorucu, bir sure sonra konuşmak istemiyorsunuz. Dolayısı ile “Konuşamıyorum” . Yazdıklarıma bakınca içerisinde bir sürü “ben” kelimsinin geçtiğini farkedeceksiniz, zorundayım ki yazı anlaşılır olsun neticede kişi zamiri. Ama bu noktaya geldiğimizde asıl görüşümüzü yansıtması açısından aşağıdaki satırları referans göstermek istiyorum :</p>
<p>Ben dedim şirk oldu.Sen dedin şirk oldu.<br />
O dedin yine şirk oldu.<br />
Siz dedin şirk oldu.<br />
Onlar dedin şirk oldu.<br />
Neden öğrettiniz şahıs zamirlerini?<br />
Çünkü bilmezdiniz aslında şahıs yoktu.<br />
Peki neden girdi dile bu kelamlar?<br />
Çünkü eskilerde bilmezdi şahıs yoktu.<br />
Gösterdim hocama yazdığım bu kelamı.<br />
Dedi ki : Nerde birinci çoğul şahıs?<br />
İşte burdayız hocam, tam burda.<br />
Duruyoruz öylece hiç gayrı olmadan.<br />
Şirk yok ki, biz diye söylenen kelamda.<br />
Hepimiz biriz çünkü; biz burda, tam burada.<br />
Kelam yetmez dil dönmez tek dediğin anda.<br />
Bakarsın sağa, sola kimse yok aslında orada.<br />
Yanlızlık çöker içine tek kaldığın anda.<br />
Yanlızlıkmıdır yoksa bütünlükmüdür dersin.<br />
Bütünlük dersen alemi seyre girersin.<br />
Eğer kalırsa yine yanlızlık.<br />
Al sana şirk yeniden şirk.</p>
<p>Gelelim bir diğer hususa, konuştuğumuz zaman arkadaşlarla, kimisi konu hakkında çok şey bildiğimi ve dolayısı ile onları küçük gördüğümü, kimisi yoldan çıkmış olarak, kimisi de beni konuşmaya değer bulmadığından sallamama modunda oluyor. Böyle bir çıkmazda yine konuşmak istemiyorum. Konuşunca düşünmek gerektiren ve akıl yürütülmesi gereken mevzularda, tutamıyorum kendimi bür sürü konu geliyor aklıma durmadan söylemek istiyorum, o zamanda bu adam çok konuşuyor, çok laf yalansız olmaz diyip, biraz saygısı varsa onuda yitiriyor. Dolayısı ile yine “Konuşamıyorum”.</p>
<p>Yazacağım artık isteyen okur istemeyen okumaz. Kimsenin kafasını ütülemek zorunda kalmam. Döktüm işte içimi sıkıntımı duamız da şöyle olsun :</p>
<p>“Alemlerin rabbı olan Allah’ım; sen bizi dosdoğru yol üzre sabit kıl, Resul’ünün , Nebi’nin , Veli’nin, Evliyaullahın, Enam üzre olanların, Salih kullarının yolundan ayırma. Nefsimizi bilmeyi, ilmini öğrenip seni bilmeyi bize nasip et, şeytanın vesveselerinden koru, bizi şeytana galebe çal.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nerdenbileceksin.com/konusamiyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

